| |

Bilimsel Tiyatro Atölyesi 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Bildirisi
2006
Bugün tiyatro bayramı, kutlu olsun.
BTA, bu yıl dördüncüsünü hazırladığı geleneksel bildirisinde umudu ve aşkı öne çıkarmayı doğru buldu. Çünkü tahammül sınırlarını zorlayan tanıklıkları var. İki şeye dayanamıyoruz : Bir, söyleyecek sözü varken ağzını açmayanlar; iki, susması gereken yerde hiç durmadan konuşanlar ... Hırçın bir topluluk olmamızın altında belki de bu vardır. Doğrudur, diyalektik gerçeklik gereği, çağımızın “trend” değerlerine entegre olarak daha uzun ömürlü bir topluluk olabiliriz. Para kazanabiliriz. Ancak bize inanan insanların gözünün içine bakmamalıyız o zaman. Çünkü, oraya baktığımızda, “devam edin”, “iyi ki varsınız” diyen ışıklı, çiçekli umutlarla bezeniyoruz. Gurur duyuyoruz. Yorgunluklarımızı unutuyoruz. İşe yaramanın, üretmenin huzurunu hissediyoruz. Belki birileri için, bu küçücük sahnede BTA'da kahramanlar yaşıyordur ... Onları yanıltmayı göze alamayacak kadar insanız. Çünkü tarih, herkese cesareti kadar paye vermiştir. Biz “ayakta ölmek, dizleri üstünde yaşamaktan iyidir” diyenlerdeniz. Kuruluşumuzdan bugüne kadar, taşıdığımız misyona ihanet etmeyen bizler, bu parlak sözlerin altındaki çalışkanlığımızı kanıtlamış olduğumuzu düşünüyoruz. Hiç durmadan yürüyoruz.Şu an ülkemizde sanat denizinin suları çekilmiş gibi görünüyor. Bilinir ki, sular çekilince vahşi karıncalar balıkları yer. Ancak o suları yeniden yükselteceğiz. Sular yükselecek ve bu kez balıklar karıncaları yiyecek. Ancak bu idealist yolculuğumuzda gözümüz kapalı değil. Kulaklarımız, burnumuz bir av köpeğini kıskandırır. Hassas, kırılmış ve yıpranmış bir çağın içinde, hoşumuza giden yalanları avuç avuç yutup, canımızı acıtan gerçekleri yudum yudum içenlerden değiliz. Olmadık, hiçbir zaman olmayacağız.
Garip bir milletiz. Elimizdekinin değerini ancak onu kaybedince anlıyoruz. Bugünlerde, özellikle sanat alanında bize ait olanı kolayca hırpalıyor ve zaten olan biteni hiç merak etmeyen, bilgisayar esiri yeni kuşağın bunlardan habersiz büyümelerine seyirci kalıyoruz ... Külliyen suçluyuz, ancak biz kendimizi ihbar edecek kadar da cesuruz. Peki ya siz? Hiç suçlu hissettiniz mi kendinizi?Buraya, bu küçücük insanların çalışmalarını izlemeye, onları yüreklendirmeye gelerek, aslında onların mücadelesine katkı koyduğunuzu düşünüyoruz. Ancak yine de söylemeden edemeyeceğiz; size düşen hakedeni alkışlamaktır. İki elinizin birbirine çarpmasıyla ortaya çıkan ses, yani alkış, bir sanatçının kendini ölçebileceği yegane ölçü aracıdır. Lütfen onu, haketmeyene vermeyiniz!Çünkü biz BTA'lılar inandığımız değerlerle karşınıza çıkmadan önce, gerek olanaklarımız ölçüsünde teknik ve plastik ögeleri ve gerekse iki yıl önceden titizlikle hazırladığımız repertuvarımızı defalarca gözden geçiriyoruz. Önünüzde selama eğilirken göğüs kafesimiz dar geliyor yüreğimize. Alkışınızı haketmek istiyoruz. Onu önünüze gelene vermeyiniz! Biliniz ki, o bizim tek beslenme kaynağımızdır.
Bildirimizi bir duayla kapatalım: “Ey Tanrım, bize hatırlama sanatını değil, unutma sanatını öğret. Çünkü çağımızda, biz içinde orman yangınıyla gezen sorumlu sanat adamları, hatırlamak istemediklerimizi hatırlıyor ve unutmak istediklerimizi unutamıyoruz. Ey Tanrım, ya insanlık için mutlu hikayeler yarat ya da sanatı cehennemin dibine fırlat!”
27 Mart kutlu olsun. Yaşasın tiyatro, yaşasın BTA!
BTA Ailesi adına ; Oyuncu–Yönetmen: Sevil Filiz

|