
BİLİMSEL TİYATRO ATÖLYESİ 27 MART DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ BİLDİRİSİ
(27 MART 2011) – (8.BİLDİRİ)
İyi akşamlar… Hoşgeldiniz gecemize.
27 Mart tiyatro bayramımıza hoş geldiniz. Az sonra senelerin geleneği olan BTA 27 Mart Bildirisi’ni okuyacağım size. Günümüzde cılız nehirler gibi usul usul akan ve öfkeli bir can çekişmeyle büyük toprağa tutunmaya çalışan Türk Tiyatrosu; üç beş medya maymununa teslim edilmişken, biz ve bizim gibi tiyatronun sağlıklı sosyal insanlar yetiştirmede, memeleri süt dolu bir anne olduğuna inananlar zamanın sihirbazları olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü çağımızda sanal bir çöplükte yönümüzü ve insani düşlerimizi kaybetmeyi ilişki kurmak ya da iletişim sanır olduk. Her şeyin konserveleştiği, güzelim porselenlerin yerini ne idüğü belirsiz melaminlerin aldığı, onarım kültürünün, vahşi kapitalizmin pompalamasıyla onu at – yenisini al’la yerle bir edildiği, romantik sokak satıcılarının adına grosmarket dedikleri reçetelenmiş hayatların satıldığı ulusal gururumuzu, girişimimizi ve hevesimizi boğazlayan yatırımlara peşkeş çekildiği, dantelli perdelerin asılı olduğu evlerin artık neredeyse müze olarak önünde fotoğraf çekilen mekanlara dönüştürüldüğü bir zamanda… kaybedecek bir günümüz bile yoktur. Çünkü inandığımız odur ki; huzurla yaşadığımız tek bir gün, yaşanacak beş günden daha değerlidir. Öyleyse hareket zamanı… Şimdi beni dinlerken içinizden BTA’nın felaket tellallığı yaptığı ya da hayalperest insanların buluştuğu bir yer olduğunu düşünenleriniz olabilir. Yanıtımız sadedir. Ey çağının kuşkusundan aynaya baktığında kendini göremeyen; en ulu çınar bir zamanlar küçücük bir tohum, en büyük kuş bir zamanlar minicik bir yumurta değil miydi?
On iki yıllık tarihimizde hak ettiğimize inandığımız halde hiç şımarmadık. Sizi, sizden geleni hep dinledik. Alçakgönüllülüğümüzle gurur duyuyoruz. Başımız dikse, uğrunda ter döktüğümüz tiyatro sanatımızın değiştirme gücüne yaslandığımız için dimdiktir. Biz büyük bir buğday tarlası düşü için kulakları fil kulağı kadar büyük, gözleri bir baykuşunki kadar keskin çocuklar yetiştirmek için çabaladık yıllardır. Onlar şimdi Türkiye’nin birçok yerinde olsalar da, şimdi, şuan bizimle birlikte atan kalplerinin sesini duyuyoruz. Çünkü BTA çocukları, hiçbir şey de her şeyi bulurlar. Sanal vahşetin kurbanlarıysa her şey de hiçbir şey bulamazlar. Öyle ki bu hazin çağın şanssızları; dikkatleri darmadağın, hedefsiz ve kendinden başkaları için bir şey üretmenin erdeminden uzaktırlar. Atın dokuz dilde karşılığını bilen ama binmek için pazardan at yerine inek alan şaşkın insanlardır.
Tuvalet kağıtlarının kalınlaşıp, yazı kağıtlarının inceldiği bu hüzün ve mutsuzluk çağında, iyi ki biricik dev ağacımız, tiyatromuz var. Ve biliyoruz ki iyi bir ağaca sarılırsak, kavurucu sıcaklarda gölgesiz kalmayız.
Ağaç mı yok? Vaaar. E peki niye görmüyorsunuz? Yoksa gözünüz mü yok? Olmaz mı? O gözlerdeki destekleyici, yüreklendirici ışık değil mi bize cesaret veren?... Görsenize o zaman. Görsenize ve bizimle birlikte tekrarlasanıza : dünyada aptallık dışında günah yoktur.
Sizi seviyoruz. Hem de nasıl, hem de nasıl… Gökyüzündeki yıldızlar kadar çok olabiliriz. Siz de bizi sevin. N’olur kızmayın bize. Çağımıza ayna tutmak, aklımız erdiğince genç kuşağı korumak istiyoruz. Ağzımızdan acı sözler dökülüyorsa… ağzımızdan öpün bizi, tam ağzımızın ortasından. Balı paylaşalım. Çünkü ne demiş Sebayi; “tok olan cümle cihanı tok sanır, aç olan bu alemde ekmek yok sanır”.
Az sonra Yaşar Kemal’le buluşacağız. Onun o ölmez eseriyle; Kırmızı Sakallı Topal Karınca’yla… Unuttuğunuz bir dili size tekrar hatırlatmayı umduk bu oyunu yaparken. Büyük ustanın masalında dediği gibi; “dünyanın bütün karıncaları birleşince” ancak, daha güzel bir dünya düşü kurulabilir.
27 Mart hepinize huzur getirsin.
Yaşasın tiyatro, yaşasın BTA!
Tüm BTA adına;
Hayrettin Filiz
27 Mart 2011

|