
Bilimsel Tiyatro
Atölyesi , 2010 , 17 Nisan Köy Enstitüleri Bayramı Bildirisi
İyi akşamlar efendim… Bugün 70 yaşına giren gencecik sevgilinin, Köy
Enstitülerinin, gözlerinde dağlarda yakılmış ateşleri ilk kez gördüğümüz
gündür. Bugün 17 Nisan, kutlu olsun!
Toprağı
bol olsun; beş yıl önce şimdi sizin oturduğunuz koltuklardan birinde ilk
enstitü hikayemizi gözyaşı içinde izleyen Haşim amcamız, milletvekili,
şair, enstitülü Haşim Kanar; artık bir efsane olduğunu bildiğimiz
“Yadırgadılar Bizi” şiirini bize kendi sesinden okuduğunda tüm BTA
gözyaşı içinde kalmıştık.
“Yüzlerimiz güneş yanığı bronzdu
Ellerimiz
katı katı, iş görmekten
Başlarımız dik kendine güvenmekten
Nedense …
yadırgadılar bizi.
Köy
yolları göklere dek tozdu
Okundukça
kitap
Sallandıkça kazma kürek
Kitabın
kabında
Kazmanın
sapında
köy köy gümbürdedi yürek
Nedense …
yadırgadılar bizi.
Kuyumuzu
kazanlar derin kazdı
Sizin
olsun sizden gelen bana
Sizin bu
boyun bağı
Özledim
boz urbayı
Bırakın
elimi kolumu
Özledim
doyasıya çalışmayı
Nedense …
yadırgadılar bizi.
O gün bu
şiirin derinliğini kaçımız anlayabilmiştik bilmem ama, başladığımızdan
bu yana, tamı tamına beş yıldır, her 17 Nisan’da yeni bir enstitü
hikayesi oynayarak, bu şiirin aslında direk kalplerimize işlendiğini
fark ediyoruz bugün. İnsan dilinin altında gizli- dir…Yıldızlara
Bakmak, Güneşli Günlere Dair, Kazboğan, Delikanlı – Tonguç Baba ve Kır
Çiçekleri derken, beş sene ne çabuk geçivermiş. Ne çok sevmişiz bu
hikayeleri…Az sonra içimizde koyu bir hüzün, gırtlağımızda yumruk yemiş
bir duyguyla, beşinci ve son enstitü hikayemizle, Hafız’la karşınıza
çıkacağız… Veda için… İyi bir şeyler söylemenin en zor olduğu zaman,
susmaktan utandığımız zamanlardır… Veda deyişimizi doğru tanımlayalım.
Veda, sözümüzü tuttuk; beş yılda beş farklı enstitü oyunu oynadık demek.
Bundan sonrasını siz getirin demek; bizi sevin; sevin ki aşkınız enerji
yaratsın içimizde, ışık tutsun yolumuza, kuvvet olsun kolumuza demek…
Çünkü bin tane dost az ,bir tane düşman çok yüreğimize. Ekmeğini terine
banıp yiyen enstitülü büyüklerimizin ayakkabılarını giymeye çalışan
çocuklarım artık biliyorlar ki; burada, bu enstitü oyunlarıyla doğruyu
konuşmak yetmedi, yetmez. Doğruyu konuşmak için iki taraf gerekli çünkü;
doğru söyleyen ve doğru dinleyen…Duydunuz mu sesimizi?Doğruya doğru
dinlediniz mi şarkılarımızı?
Biz beş
senedir, dediğimiz gibi, buluşma yerine hep elimizde çiçeklerin en
renklisi, kalbimizde aşkların en dürüstüyle geldik. İşte şimdi de yine
öylece çocuk, öylece masum, öylece heyecanla bekliyoruz ardımızdakileri.
Her 17 Nisan’da olduğu gibi bugün de bayramlıklarımızı giydik. Hiçbir
oyunumuzda öğüt vermedik. Oysaki öğüt vermek en kolayı… Öğüt vermek
öpüşmek gibi, maliyeti sıfır ve üstelik çok zevkli… Ama - yalan yok –
öğütçü olmak yerine örnek olmak istedik. Örnek ve özgür olmak için tüm
yorgunluğumuza inat sahne atına “deh” dedik. Vicdanımıza ve bilimsel
bakış açımıza güvendik tek… Ve gördük ki, vicdanımız en yanılmaz yargıç
oldu hep, biz onu öldürmedikçe… Enstitüleri bir bardak su gibi, bir
dilim sulu karpuz gibi, bir temmuz akşamı güneşin batışını seyreder gibi
çektik içimize.
Günümüz
eğitim sisteminde; pabuçsuz olduğumuzdan şikayet etmeyelim diye,
bacakları kesik birilerini gösteriyorlar bize ve diyorlar ki; başlamak
için uygun zamanı bekle!... Bekle!... Ve bekleyenler hiç başlayamıyor…
Oysa ki biz bu beş yılda en çok “şimdi başla! İşte şu an, şimdi!”
başlamak gerektiğini öğrendik. Şu anın, başlamak için en uygun an
olduğunu… Onların kendilerine dershane adıyla kepenekler diktirip, milli
eğitim merasında bizi güttüklerini fark ettik. Başlamamızdan
korktuklarını keşfettik. Okuduk, dokuduk, evirdik, çevirdik… Dokunduk
hayata ve Seyrani’nin sesini duyduk bu beş senenin sonunda.
“Hiçbir
çoban koyunu güder mi dağda
Olmazsa
gözleri sütte yoğurtta?”
Biz koyun
değiliz. Biz unutturulmak isteneni unutmamış, unutturulmak istenenin
neden unutturulmak istendiğini merak etmiş bir avuç inatçı çocuğuz
sadece… Biz koyun değiliz. Biz … insanız. Körün köre yol gösterdiği
karanlıkta, ışığa gidenlerin türkülerini söyleyenleriz. Dostuz biz …
kollarımızı bir açarsak, dünyanın öbür ucundakini kucaklayacak kadar
uzundur kollarımız ve sesimizin arkası göklerin gümbürdemesidir.
İnandığımız o ki; ya tozu dumana katacağız ya tozu dumanı yutacağız… Biz
koyun değiliz… Biz tozu dumanı yutmayacağız… Gönlümüz hüzün dolu olarak;
sözümüzde durmanın gururuyla veda ediyoruz. Bundan sonrasını Enstitü
beşlememizin sonuncu ayağı olan Hafız’ımız söylesin. Bizi
yüreklendirirseniz, bizi severseniz, bizi desteklerseniz bu hikayelerin
sonu hep mutluluktur. İnanın dostlar, gülümsediğinde güzelleşmeyecek tek
bir yüz bile yoktur.
17 Nisan
Köy Enstitülerinin 70. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
Tüm BTA adına;
Hayrettin Hoca

|