| |

BTA, 17 NİSAN 2011 KÖY ENSTİTÜLERİ BAYRAMI BİLDİRİSİ
(7.BİLDİRİ)
*(1)“ Bir köy gördüm etrafı mezarlık / Göremedim bu köyde, kadın erkek canlı yüzü gülen bir tek varlık / Sanılır bu köyde insanlar dünyadan mezara gitmez. / Mezardan dünyaya gelir. / Görülüyor ki bu köyde dağlar çıplak / Evler yüksek birer mezara benzer.” diyordu Yüksek Köy Enstitülü bir öğrenci, 1945 yılında yazdığı bir şiirinde Türkiye köyleri için …Bir öğrencinin bu denli kuvvetli, bu denli doğru tahlil yapmasını bugün bile benim diyenler kolay kolay açıklayamaz. O öğrenci –ne mutlu ki BTA’lılara- BTA’da kendi sesiyle en güzel şiirlerini bizim çocuklarımıza okumuştur. O öğrenci şu an aramızda olmasa da… toprağı bol, güneşi parlak olsun- her daim şıklığı gözümüzde, her daim o billur ve şefkatli sesi kulağımızdadır. O öğrencinin adı Haşim Kanar’dır.
Nice Haşim öğretmenler, nice Makal’lar, Başaran’lar, Apaydın’lar, nice Fakir Baykurt’lar, nice Köklügil’ler, nice adını sayamadığımız bu mübarek toprağın çocukları, ülke sevgisi için ne acılar çektiler. Onları bir araya getiren büyük kuvvet Köy Enstitüleri, kuruluşunun 71. yılında işte bizleri de bir araya getiriyor. Enstitü Bayramı kutlu olsun. BTA bu yıl yedincisini hazırladığı Köy Enstitüleri Bayramı Bildirisi’nde size farklı bir sesle ulaşmayı deniyor. Bir mektupla… Bir annenin enstitülü oğluna yazdığı duygu yüklü bir mektupla.
*(2)”Oğlum, buralara bahar geldi. İlk güzden beri geleceğim diye gözümüzü yolda bıraktın. Güzden ayva, nar sakladım. Belki kurban bayramında gelirsin diye, ayvalar, narlar askıda kaldı; zehir olsun dilimizi sürdüysek… (Sonra) gelirsin de göğsüne sokarsın diye, sümbülü, nergisi kimselere vermediydim… Gelmedin; akranlarına verdim. Şimdi güller, karanfiller açıyor. Baban odun için her dağa gidişinde tutam tutam dağ lalesi getirir. Oğlan gelince şokunsun diye… Onlar da kurudu. Hıdırellez geliyor… Hamdolsun, ele güne karşı Allah ne verdiyse biz de hazırlandık. Keşkeği çifte kazanlara vuracağım. Eben de üç horoz adamış sana; kesecek Hıdırellez günü. Bari… Hıdırellez’de gel oğlum. Bu gurbetlik yetti gayrı.
Akranlarının karıları her akşamüstü kucaklarına çocuklarını alıp aşağı mahalleye gezmeye gidiyorlar; anaları oğlumun çocuğu oldu diye yeni esvablar giyiyor. Sen de bize bunu nasip et oğlum. Biz de senin çocuğunu sevelim; baban dede oldum diye sevinsin. Çocuğuna çifte fistanlar dikelim, patikler yapalım, bayramlarda elimizi öpsün de mal mülk bağışlayalım, beleğine pislesin de pislerini yuyalım. Çocuk pisliği yuyan ellerde gül bitermiş. Ben seni büyütürken eben öyle derdi.
Kardeşlerine enstitüden gönderdiğin resmini gösterdim. Sevinçlerinden o akşam yemek bile yiyemediler; aç uyudular. Aynanın üstüne asılı resmini görünce “ağabeyim” diye fistanımın eteğinden tutup resmini gösteriyorlar. O zaman gözlerimden yaş, dolu gibi iniyor. Bir buçuk aya kalmaz akça armutlar yetişir. Arkasından kavun karpuz, üzüm gelecek. Bize söz kes de geleceğin günü bilelim. Bu gurbetlik yetti gayrı oğlum, evladım, mekteplim…”*
Siz şimdi, bu mektubu dinlerken ne düşündünüz bilmiyorum ama… ben bu tertemiz ananın çocuklarından biri olarak ona şöyle bir cevap yazardım.
*(3)”Anam, canım anam,
Yayık olsam yaysan beni nazınan
Gölgen olsam peşin sıra gezinen
Uyku olsam gözlerinde süzünen
Düşün, düşün düşlerine yor beni.
Anam, canım anam,
Özleminle karış karış yarıldım,
Gülyağı oldum ellerine verildim
Düğün düğün,
Bayram bayram sür beni.
Türkü oldum dudağından döküldüm
Reyhan oldum duvağına sokuldum
Tarla oldum sevgin ile ekildim
Kilim oldum oda oda ser beni.”*
Eski kültürleri korumak değil, o deneyimlerden yararlanarak yeni bir kültür yaratmak için uğraşılmalıdır diye düşünüyoruz. Körlemesine bir saplantının tehlikelerini biliyoruz. Bu yüzden hep yeninin peşinden koşuyoruz ya…deniyoruz ya. Analarımız bu günler için doğurmadı mı bizi? Şimdi daha umutlu olma, şimdi daha duyarlı olma, şimdi biriktirdiklerimizi bileme ,yani şimdi iş zamanı. Çünkü bugün 17 Nisan… Köy Enstitüleri; analarımızın kan kırmızı ve koşulsuz sevgileri gibi içimizdedir. Köy Enstitüleri bu ülkenin yarattığı en yüksek değerlerden biridir. Anneysek, babaysak, kardeşsek…o mektup bizedir. Yapılacak iş, dökülecek ter, düşlenecek yeşil bitmeden… Enstitü ruhunun bizi imeceye çağıran sesini duymalıyız. Bu ses tam 71 yıldır susturulamadı… Yobazlara, işbirlikçilere, oportünistlere, eylemsizlere, satılmışlara, sanal ya da eylemsel vahşetlere karşı BTA, Köy Enstitülerinin eğitim ışığına hala inanmaktadır.
71. Yaş kutlu olsun.
Tüm BTA’lılar adına Hayrettin Hoca
*(1) – Yüksek Köy Enstitüsü Öğrencisi Haşim Kanar’ın, Köy Enstitüleri Dergisi’nin 3. Sayısının 430. Sayfasında yayınlanan “Mezarlık Köy” adlı şiirinden.
*(2) – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğrencilerinden Hüseyin Sezgin’e annesi tarafından yazılan mektuptan alıntı/düzenleme… Köy Enstitüleri Dergisi, Sayı 1, Sayfa 132-133
*(3) – Düziçi Köy Enstitüsü öğrencilerinden Osman Darıca’nın “Yayık Yayan Kıza” adlı şiirinden… Köy Enstitüleri Dergisi, Sayı 1, Sayfa 139

|