MASAL ÇOCUĞUN BİZE ÖĞRETTİĞİDİR

            Platon:küçükleri yetiştirirken, bedenlerinden önce, güzel masallarla ruhlarını yoğurmalarını isteyeceğiz. Çünkü çocuk açığı, gizli kapaklıyı ayırt edemez. Bu yaşta duydukları da aklından çıkmaz ve olduğu gibi kalır. İşte bu yüzden çocukların ilk duydukları sözlerin, iyilik yollarını gösterecek güzel masallar olmasına önem vermeliyiz. Öyleyse her aklına gelenin uydurduğu masalları çocukların dinlemesi doğru mudur?diyordu yüzyıllar önce. Henüz masalların, masal tadında olduğu günlerde. 

            Tabanı sözlü edebiyata dayanan masal, çağlar içinde çok büyük işlevsel değişikliklere uğramakla beraber, biçimini yazılı edebiyata dönüştürerek sürdürdü yokluğunu. Ve artık çağımız karmaşasında sanatsal üretimin gün be gün soğuduğu, robotlaştığı günlerde iyice gözden düştü.  

            Sözel edebiyatın masalları: ülkesinin ahlak, din, insan ilişkileri, eğitim ve zevk düzeyine göre ulusal bir nitelik kazanır. Onun için, masal formu aynı olmakla birlikte, işlev içerik olarak her ülkenin masalı bir çeşit “kültürel ayna” görevi görür. Geleneksel bir misyon taşımaları, genellikle sözlü edebiyatın konusu olması ve gelenekle alt kültüre aktarılması yüzünden, halka mal olmuşlardır masallar. Bu yüzden çoğu masal anonimdir. Ancak özünde kültür aktarımı taşısa da, anonim anlayışı kağıda geçiren yazılı edebiyat masalcısının öznel dünya görüşü işin içine girdiğinde: durum ciddi bir boyut kazanarak çocuk edebiyatının ne denli önemli olduğuna ilişkin işaretler verir. Çünkü yazılı edebiyat masalcısı, masalı yeniden düzenlerken, öznel görüşünün rotasını izleyecek ve ardı sıra gelen kuşaklara, gelenekle birlikte kendi doğrularını da sunacaktır. Bu da “gerçek olma ya da gerçeğe yakın durma”  kaygısı taşıdığından, masalın özgün çatısı yıkılacaktır.

 

            Öyleyse masal nedir? Bence edebiyatın başlı başına bir kolu olan masal,  çocuğun bize öğrettiğidir. Çünkü masalda çocuğun saf ve arı ruhu egemendir. Büyüklerin yapmaya çalıştığı, geri dönerek bir anı tazelemek olduğu gibi, tarihsel bir arınma da sayılabilir. Buna ruhun temizliği de diyebiliriz. Oysa ki çocuk, her şeyiyle arı ve temizdir. Onun olanı ona vermeye çabalarken çoğu zaman bir maskara durumuna düşmemizin nedeni de budur bence. Bu görüşe dayanarak masalın sadece çocuğa ait bir şeymiş ya da yetişkinlerin yapmaması gereken hatta kimsenin bu büyülü dünyayı ellememesi düşüncesini savunduğum sanılabilir. Olur mu öyle şey? Tabi ki yeni masallar yazacağız. Yoksa Behrengi’yi , Buzzati’yi , A.Maurois’yı  dünya edebiyatında nereye koyarız? Peki ölçülerimiz ne olacak o zaman? Ölçü dediğimiz an bilinçli kurgu, kurgu dediğimizde de geleneksel formatın dışında, derinliği olan, kuralları olan ve gelişmeye açık bir biçime dönüşmek zorunda kalırız. Biz bu yeni masala: ‘kurgusal ya da sanatsal masal’ diyelim. Bu yeni masal anlayışı artık anonim değildir. Artık bir takım etik amaçlar güttüğünü ya da öznel bir görüşü savladığını biliriz okuduğumuzda. Yani bir yanıyla kişisel ya da “temsilen” bir bildirim özelliği yavaşça masala sinerken, diğer yanıyla bir felsefe ya da ideolojiyi nitelediği açıktır. Ve artık bu format, içeriğiyle direk bağlantılı olarak evrensel nitelik taşımalıdır.

            İşte bu merkezden hareketle, çocuk dünyasının arılığı, yetişkinlerin ideolojik beklentilerinin savaş arenasına dönüşür ve masal, çağdaşlaşma adına öz kaynağından çok uzakta bir yerde değerlendirilmeye başlar. Peki, ne yapacağız masalları korumak için? Daha doğrusu çocukları korumak için masala açılmış kalemlerimizin namusunu çocuklara nasıl onaylatacağız?

            Ünlü Fransız romancı Andre Mourois demiş ki: …(çocuklara) masal verilmese bile onlar bunu yaratır. Çünkü masal dünyası çocuğun gerçek dünyasıdır. Sihirbazlar, periler, cadılar… onun etrafında yaşamaktadır. Annesi, bir tek kelimesiyle ona yiyecekler ve oyuncaklar yaratıveren bir peri değil midir? Maurois: çocuğun gerçek yaşamının zaten bir masal dünyası olduğunu söylerken, bu iki güç arasında biz yetişkinleri bir yardımcı, neredeyse bir figüran olarak yorumlar. Ancak ötede J.J.Rousseau: masalın, olumsuz etki yaptığını, yaşam gerçeğinden uzak, ütopik düşlerden bir “köpük dünya” yarattığını ve okunmamasını söylemiştir.  

            Herkes her şeyi söyleyebilir. Ancak tek bir söylem geçerlidir: çocukların onayı, onların söylemi. Çocuk algıladığınca ve kendine yakın bulduğunca sahiplenir. Yani anladığınca kendine yakın tutar masalı. Öyleyse masalın dili sade ve akıcı olmalıdır. Bu, karşıt ya da özdeş bütün çocuk edebiyatçıları tarafından kabul edilmiş bir niteliktir. Dil sade ve akıcı olacak. İyi de bu çocuğun algısı için ne kadar gerekliyse,  çocukta ahmaklık duygusu uyandıracak bir dil tuzağı da dikkatlerden uzak tutulmamalıdır bence. Çocuk kolay anlasın diye aptal, yaşamda karşılığı olmayan, zevzekçe sözleri çocuğa sunmak ancak biz yetişkinlerin zavallılığını gösterir. Pertev Naili Boratav bakın bu konuda nasıl bir saptamada bulunuyor: “Çağdaş masalcının elinde çok güzel, çok geniş  karşılaştırma olanakları var: “Telefon, radyo, televizyon, uçak. Bütün bunların olağanüstü nesneler olduğunu, öyleyse  ‘uçan halı’ ya, uzaklarda olup biteni gösteren ‘tılsımlı ayna’ya niçin şaşmalı? Yeni masal… gerçekçi hikayeler sınırında kalmak zorundadır.” Yani kurgusal masaldan başka şansımız yoksa, sürekli değişen bir dünya ve yenileyen insanı iyice analiz etmeli masalcı. Gorki bu konuda biraz daha katı olmakla beraber özünde aynı şeyi savunuyor. Diyor ki: “…artık emek ve bilim tarafından onaylanmaya çalışılmayan tek fantastik masalın olmadığını ve çocuklara modern bilimsel düşüncelerin talepleri ve hipotezleri üstüne kurulmuş masalların anlatılması gerektiğini düşünmeliyiz.”  

            Bütün bu karşıt görüşler, klasik masalın temel kişiliği olan öze ilişkin tartışmalarda da kendini gösterir. Klasik masalcılar (iyi niyetlerinden kuşku duymamakla beraber) masal kahramanını masalın başında ürkek, acemi ve korku dolu çizerken sonra birden en korkunç düşmanlarını bile yenen çok güçlü, çok cesur ya da akıllı bir kahraman olarak sundular hep. Bunu da büyükler dünyasında zayıf ve güçsüz görünen çocuklara gizli bir güçlülük verdiklerini iddia ederek savundular. Çocuk, masaldaki kahramanla özdeşlik kurup güçlenir, dediler. Behrengi’nin sınıfsal mücadeleyi destekleyen “Küçük Kara Balık”ının kaybettiği halde, dirence önayak olmasını bu savla açıklamak mümkün mü? Elbette ki amaç ideolojik bir erdemin uyarılmasıdır. Ancak sanmıyorum ki hiçbir çocuk, düşüncesinin afyonlanmasını, üretim ilişkisi içinde söz söyleme hakkına tercih etsin. Çünkü klasik masalcının kahramanı sürekli kazandığından yaşam gerçeği bir eşitsizlik düzleminde şekillenir çocuğun kafasında. Elbette ki “emsal ve temsil” kullanılmalıdır. Ama bu bir ucundan yakalayıp “idealize bir yaşantıya ve kahraman ihtiyaç duyulan bir dünya görüşüne” sürüklenirse, yaşamsal gerçeklik karşısında ters tepen bir güvensizliğe yol açabilir. Çünkü yaşamda tanrısal kurtuluşlar, periler ya da tam gerektiği zaman ortaya çıkan iyilik melekleri bulmakta zorlanır çocuk. Bu çelişkiye bilerek sürüklenen çocuk, öne çıkan ve her zorluğu yenen bir masal kahramanının sahteliğindense; gerçeklikle birebir örtüşen ve açıklanabilen, yaptığının hesabını verebilen, anlamsızlığı ve cahilliği reddeden, keşfe ve bilimsel tanılara değer veren, saygılı, dost, barışsever ve özünde zeki masal kahramanlarıyla her an karşılaşabilir bir insan ama fantastiğin doğasına iliştirilmiş bir öğretmen kimliği ile karşımıza çıkarsa daha ikna edici olur kanısındayım. Bu görüş: uyutulmadan, kandırılmadan ve en çirkinin bile hayatta olduğu bildirimiyle, çocuğu yaşamın değiştirilebilir olduğuna götürür ki en doğrunun varsayımlar taşısa da hayatın içinde olduğu düşüncesine hizmet eder. Ve yine bu mantıkla klasik masaldaki yer ve zaman kavramının belirsizliği, sınırsız bir dünya görüşü yani halkların kardeşliği ütopyasının gerçek hayatımızda daha da anlam kazanabilmesine ulaştırır çocuğu. Fantastik çıkışlar, “mutlak kötüyü” yok etmek için, olağanüstü bir yardıma, bilerek ya da şans eseri sahip olarak değil, kendi zekâ ve yaratıcılığıyla geldiğinde, çocuğun “kahramanla özdeşleşmesi” üretken bir anlam kazanır.

            Julius Fuçik , klasik masalı “bilgisizlikten dolayı acı çeken insanı teselli eden” bir yapı olarak nitelendirirken çok haksız değildi. Ancak çağımız bilginin sınırlarının beyin hücrelerimizi tehdit ettiği bir çağdır. Öyleyse, artık yüzde yüz çocukların olan masalı, bir ticari rant malzemesi olarak görmekten çok, belki de bilimsel gelişmeleri insan sıcaklığıyla karıştırarak verebileceğimiz en güvenli, en hassas edebiyat çalışması olan masal türünü, hak ettiği yüksekliğe taşımak için bir an önce kafa kafaya vermeliyiz. Giden bize ait geçmiş zaman değil, çocuklarımızın kirlenen yarın düşleridir çünkü.  

 

Hayrettin Filiz