MASALLARINIZA SAHİP ÇIKIN ÇOCUKLAR

                Herkes masalın büyülü atmosferinden söz eder. İyilerin sürekli kazandığı, kahramanların hayranlık uyandırdığı ve kötülerin mutlaka kaybettiği masallar aslında çocukluğumuzun resmi olmayan tarihidir. Derler ki; masalın dili  sade ve akıcı , çocuğun bir kerede anlayabileceği arılıkta olmalı ve karmaşık söz oyunlarına girmemelidir. İyi, güzel de, çocuğun anlaması için (özellikle) son dönem çocuk edebiyatı ve masalla uğraşanların yaptığına bakar mısınız? Çocuk algısı adına, çocuğu ahmaklık duygusuna sürükleyen ve asıl amaç olan, yarının yetişkin dünyasına hazırlayan nitelikleri bir kalem de es geçmişler. Dilin anlaşılması maskesi altına sığmayan, kurt ayaklarına un bulamış bu “yaratıcı zihin katilleri” kendilerini gözden geçirme yeteneğinde olamayacakları için, yapabilecekleri en kolay şeyi yapıp çocukluklarını hatırlamayı denesinler. Belki de en iyi yanıt orada gizlidir. 

  

           Bir kere amaç hiç göz ardı edilmemelidir. Çocuklar için kalem sallayan biri, kaleminin tüm yazı sanatları içinde en yüksek hassasiyet gerektiren ve en zor görevle iş başı aldığının farkında olmalıdır. Kaldı ki; J. J. Rousseau’nun masalı reddeden anlayışını sorgulayan bir evrensel öz savını da istemeye hakkım var; Andre Maurois’nın; İstesenizde masalı çocuktan ayrıştıramazsınız. Masalı siz ona vermezseniz tutar kendisi yaratır.” görüşünün çelişkili açıklamasını da... Buna hakkım var; çünkü yarını şekilleyecek olan çocukların eğitim, beslenme, barınma ve sağlığı kadar önemli bir şeyden söz ediyorum. Estetik ölçülendirmede yetkinleşmesi arzulanan birey – çocuğun, hiç ağzımızdan düşürmediğimiz, iyilik, güzellik ve daha yaşanır bir dünya kurmasını istemiyor muyuz?... “Evet” diyorsak o zaman beylik laflar ve birtakım zırvalıklarla onların, işlenmeye hazır gencecik dimağlarını kirletmeye hakkımız yoktur. Onlara, masalın ciddiyetinde ve o tadına doyulmaz lirizminin tatlı esintisinde, ne olmadık çözümlerin balon kahramanlarını, ne de ayağı yere basmayan, yaşanan hayatla ilgisiz konuları vermemeliyiz. Yapmamız gereken “bilimsel kuşku”nun gereği olan; araştıran, üreten, kültürüne sahip çıkan ve evrensel olmayı öğrenen çocukların yetişmesine kapı aralayan bir çocuk edebiyatı olmalıdır ki; işe önce masallardaki bu denetimsiz ve pedagoji biliminin uzağındaki zırvalıkları kontrol ederek başlamalıyız.

 

        Hala çocuk kalmaya çabalayan ben, şunu son kez hatırlatmak isterim ki, o çocuk denilen şey var ya, dünyanın en yaratıcı yapısını barındırır içinde. Çünkü bizim gibi önyargılarla, çeşitli saplantılarla ya da yalan ilişkilerle, ilerleyen ışığın içinde henüz yıpranıp köşesine çekilmemiştir...

           Toplayın kendinizi. Hatta “ayağa kalkın efendiler!”. Çocuklar geliyor karşıdan. Masalının kirletilmesini istemeyen yaratıcı çocuklar...

Hayrettin Filiz

28 MAYIS 1999

 

Hayretin Filiz