“BİR BİLSEN SENİ NE DENLİ SEVDİĞİMİ”
ŞİİRİNİN SADECE JULİA SZENDREY’E YAZILMADIĞI ÜZERİNE
KISA BİR DENEME
Kiskörös bugün bile küçücük bir kasabadır. Başkent Peşte’ye bağlı küçük bir kasaba… Gerçi artık o mavi renkli Avrupa yılanı Tuna’nın iki eli üzerine oturmuş olan Buda ve Peşte kentlerinin adı ortak anılıyor olsa bile, Peşte küçük Macar çocuğu olan ve hep öyle kalan Sandor’da sürekli özlenen memleketin adıdır.
Sandor Petofi
1 Ocak 1823’te Kiskörös’te doğar Sandor. Ulus bilincinin oluşmadığı günlerdir bugünler henüz. Osmanlı etkisini sürdürmektedir Avrupa’da. Sandor, ülkelerin kaderinin kılıçla çizildiği ve savaşın henüz bir endüstri olduğunu kestiremediği on altı yaş günlerini sürerken, gönüllü asker olarak orduya yazılır. Ancak küçüklüğünden beri –hatta bir kez evden kaçarak katılmak istediği- gezici tiyatro kumpanyalarında kalır aklı. Oyunculuktan meslek mi olur?... Erkek adam, erkek gibi işler yapar… Yıllar sonra “Erkeksen Erkek Gibi Ol” şiirinde, küçük Sandor’un erkeklikten ne anladığını bütün dünya öğrenecektir.
“…Erkeksen erkek gibi ol
İnandığın şeyi açıkla
Söyle hiç çekinmeden
Canının pahasına da olsa.
Söyleyeceğini söylememektense
Vazgeç, daha iyi yaşamaktan
Ölüm bir şey değil eğer
Olmamışsan onurundan.
…
Erkeksen erkek gibi ol
Yiğit, güçlü, onurlu.
Bir şey yapamaz o zaman sana
Ne Tanrı, ne kişioğlu,
Ve ol tıpkı koca bir çınar,
Ki devirebilir belki
Esen kuduran fırtınalar
Ama bükemez belini.” (I)
O güne dek uğruna mücadele verilmiş ancak hapislere doldurulmuş onlarca yurtsever Macar devrimcisinden çok, Sandor’da ruhunu yakalamıştır Macar ulusal hareketi. Halk arasında bir efsane olan Lajos Kossuth, Mıklos Wesselenyı ya da Mihaly Vörösmarty, çok sıkı bir gencin anarşist yurtseverliğinden aldığı destekle daha bir inanır olmuşlardır özgürlüğe. Viyana kuşatmasında Kara Mustafa Paşa’nın yenilgisi Avusturya’yı yöneten Habsbourg soyunun Avrupa’da bir anda prestijini arttırmış ve savruk, ulus bilincinden yoksun Macarları, Avusturya boyunduruğuna sokmuştu. 16 yaşında Macar ordusuna yazılan Sandor, böylece Avusturya ordusunun bir askeri olmuş; ancak burnundan sürekli kan gelmesi yüzünden iki sene sonra çürüğe ayrılmıştır.
1789 Devrimi sadece Avrupa’da değil, bütün dünyada özgürlük ve ulus bilinci kavramını getirmişti yanı sıra. Macarların Osmanlı tutsaklığı yerini Avusturya tutsaklığına bırakmış, değişen hiçbir şey olmamıştı onlar için. Ulusal hareket adına savaş verenlerin hepsi hapishanelerdeydi. Macar ulusal kültüründen söz etmek oldukça güçtü. Çünkü ulusal kültür; Sandor’un deyimiyle, “yüksek salon şiirleriyle” ifade edilmekten çok, halkın içinden gelen derin iç çekişlerde aranmalıdır. Artık şiir acı çekmelidir. Küfür etmelidir şiir. Bağırıp özgürlüğü çağırmalıdır. Çünkü şiir bayrağı, özgürlük bayrağıdır. Eski şiir uydurma, şişirme, yavan ve sahtedir. Sesimiz halk için ve halktan yana, halkın sancılarını anlatan ve sızlayan kırık melodilerle süslenmelidir artık. Artık estetik, acının estetiğidir. Ulusal kurtuluş için mücadele verilmeli, Tuna’nın iri balıkları Avusturya sarayının sofralarına gitmemelidir.
“Kitaplı Sandor” lakabıyla tanınan Sandor Petöfi, devrim liderlerinin serbest bırakılması, basın özgürlüğü, yazarların tahliyesi ve sansürün delindiği bir halk hareketinin içinde bulur kendini. Hem subay olarak Macar ordusunun eğitmeni hem de şiirleriyle ateşli bir militandır. Tarih 15 Mart 1848’i gösterdiğinde Macar halkı, Avusturya sarayına savaş açar. Lider, hapisten kısa bir süre önce çıkmış Lajos Kossuth’tur…Sandor, neredeyse bütün Macaristan’ı yaya dolaşmak pahasına gönüllü asker toplamış ve oldukça güçlü bir ordunun oluşmasını sağlamakta aktif olarak çalışmıştır. Tarihlerin karanlığında birer inci gibi parlayan halk hareketlerinden biri daha zafere ulaşmış ve Avusturya sarayı, Macaristan’da bağımsız bir hükümetin kurulmasını tanımak zorunda kalmıştır.
Sandor Petöfi, “ya açlıktan, ya soğuktan” diyerek, son parasıyla Peşte’ye gelip yeşil ciltli defterindeki şiirlerini büyük şair Vörösmarty’e uzattığı günkü karamsarlığını sürüyordu yine. Devrimin mimarlarından biri olan Petröfi’yi anlamakta güçlük çekiyordu diğerleri. “Neden” diyorlardı, “İşte kurduk ya hükümetimizi, daha ne?”. Petöfi Mart ayaklanmasının ancak “birinci perde” olduğunu söylüyor, bunun Habsbourglardan büsbütün ayrılmayla sonuçlanacak ikinci perdenin gerekliliğini bildiriyordu arkadaşlarına. Yeni hükümet ve Petöfi ilk kez karşı karşıya geliyor ve Petöfi’nin milletvekili seçilmemesiyle sonuçlanacak birtakım siyasi oyunların başlangıcı oluyordu.
Çok değil, altı yedi ay geçmeden daha, Kossuth, Petöfi’nin yönelişini doğruluyor ve ikinci kez savaşa başlıyordu Habsbourglarla. Her ne kadar küstürülmüş olsa bile, halk hareketindeki sorumluluğunu bilen Petöfi, dayanamıyor, bu savaşa da katılıyordu. Topraklar bir alınıyor, bir veriliyordu. Bu gitti geldi çirkinlik, binlerce Macar yurtseverinin kanıyla sulanmış toprakları, yeni Macaristan diye selamlayacakken, Avrupa’nın ağabeyi Çarlık Rusya’sı silahlarının namlusunu Macar halkına çeviriyor ve Segesvar Savaşı adıyla tarihe geçecek savaşta, Macarları kendi kanında mağlup ediyordu.
Kısacıkta olsa Macaristan tarihini anlatmam gerekti, çünkü Sandor Petöfi’nin diğer halk liderleri arasındaki yerini daha net kavrayabilip,bir kişinin bile bir ulusun kaderine ne denli etki yapabileceğini göstermek istedim. Alıghieri Dante’yi kendi dilinden okuyabilmek için İtalyanca öğrenen bu inatçı adam, bir meyhane kavgasını, Macar destanlarının ağır ve yapış yapış diliyle kaleme almış; böylece, ilk kez “yüksek şiiri” tarihin karanlığına göndermiştir. Aristokratik dilin sahteliği, yerini halkın çığlıklarına bırakmıştır artık.
“…Sonsuzluğa dek bellensin diye
Yaz göğe, tek gerçek şudur :
Gemi üstte bulunsa da
Kalsa da su onun altında
Egemen olan yine sudur.” (2)
Petöfi, Segesvar Savaşı’na, Tahsin Saraç’ın deyimiyle, “…bir yanı kılıç keskinliğinde, bir yanı ipek yumuşaklığında…” olan yüreğinde, sevdiği kadın Julia Szendrey’in hayaliyle gitmişti. O kadın ki, henüz bir yıllık kocası Petöfi’ye öyle aşk şiirleri yazdırdı ki bugün bile sıcaklığını yitirmemiştir çoğu. Ancak Petöfi yine bir şiirinde, bu aşkı yalnızca ve bir tek özgürlüğü uğruna verebileceğini yazacaktır. Aşkı için canını, özgürlük için aşkını… Yani özgürlük için tüm varlığını vermeye hazırdır. 31 Temmuz 1849’da, peşin parayla ekmek alabilmek için atını satan bu onurlu savaş ve şiir adamı, yaya olarak yürüdü Rus çarının orduları üzerine. Bir daha ne ölüsü bulunabildi, ne dirisi. O, gözlerinde Macar ulusal kurtuluşu için ölümü konuk etmiş kocaman gözbebeklerinden bir damla yaş akıtmadan, ipek yumuşaklığındaki yüreğinde Julia’sına yazdığı şu eşsiz şiirin sıcaklığıyla gitti ve geri dönmedi bir daha.
“…ve bir gün güneş kral olursam
bırakırdım seve seve
bırakırdım tahtı tacı
gözlerini seyretmeye.” (3)
1973’te, 150. Doğum yıldönümüne armağan olarak Macaristan, Petöfi’ye bu yılı sunarak şükranlarını ifade etmişti. Bir şairin ülkesinin sınırlarını aştığının en iyi görüntülerinden biri olarak; “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü de yani kısa adı UNESCO olan örgüt de, aynı şükran duygularını bütün dünyanın paylaşımına açmak için bu organizasyonu dünya çapına taşıdı.
![]()
Julia Szendrey Petöfi (1823 - 1849)
“İyi de” diyorum, “Lanet olası tarih, sen illa öldürmek zorunda mısın iyi insanları kendi varlığını sürdürmek adına?”… “Kolay kolay ölemez kişioğlu / Mutluluğa erişmemişse hele…” diyen yirmi altı yaşındaki bu kocaman çocuğu öldürmeseydin, neyin eksilirdi? Ne oldu şimdi, Petöfi yirmi altı yaşında öldü mü sandın? O, bağımsızlığa doğru esen her rüzgarın kanadıyla insanlara, özellikle şair insanlara öyle kolay ulaşıyor ki. Rüzgar esmiyor sanki, “mutlu toprak düşleri”ni anlatan dizeler esiyor havada. Bu dizeler ki şairlerin ülkesi için ne anlama geldiğini öyle çıplak anlatıyor ki.
“…Ey şairler, gireceksiniz halkla kol kola,
alevlerin, fırtınaların içinden geçeceksiniz,
hiç durmadan yürüyeceksiniz, ama hiç durmadan;
alçaktır halkın bayrağını elinden düşüren de,
şurada, geride, bir kenarda gizli gizli,
bir parçacık dinleneyim diyen de alçak.
…
Peygamberler çıkacak, yalancı ve kurnaz,
durun, diyecekler size, durun, ey insanlar,
işte burası diyecekler, sizi yaşatacak yer,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.
Bu korkunç yalanlara kanmayacak ama hiç kimse,
ne açlık kanacak, ne susuzluk kanacak, ne de umutsuz yaşamak.
Haykıracak güneşte kavrulan milyonlarca insan,
hepsi yalan, diyecekler, hepsi yalan, hepsi yalan.
Ne zaman eşit pay alırsak hepimiz bolluk sepetinden,
ne zaman hepimiz sırayla oturursak halk sofrasına,
ne zaman her eve girerse bereketli aydınlığı bilimin,
ne zaman pırıl pırıl yanarsa tekmil evler aydınlık içinde,
işte o zaman deriz, burada duralım, tamam,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.” (4)
Hayrettin Filiz
30.09.’98 – Bornova
(ı) – “Erkeksen Erkek Gibi Ol” şiirinden
(2) – “Deniz Kabardı” şiirinden
(3) – “Bir Bilsen Seni Ne Denli Sevdiğimi” şiirinden
(4) – “Çağımızın Şairlerine” şiirinden