J U L E S V E R N E

B İ L İ M İ N F A L C I S I

 

Hazırlayan : Uğur Uzunel

Danışman : Hayrettin Filiz

Mayıs 2005

Başlarken ...

İnsanoğlunun evreni anlamlandırma, keşfetme duygusu, henüz yazının bile bulunmadığı ilk çağlara kadar uzanır. Mağara duvarlarına resimler çizen ilk insanlardan günümüze; internet çağında yaşayan insanlara kadar, keşfedilmeyi bekleyen bir şeyler vardır. Bilinmeyenden ve kontrol edilemeyenden korkan insanlar, olaylara fantastik bir boyut kazandırdılar. Çözülemeyene kurbanlar verdiler. Yağmurun yağmasından ve gök gürültüsünden korktular ve onlara taptılar.

Güneşin büyüklüğünden korkup, kutsallığına inandılar ve onu tanrı yaptılar. Daha sonra bu ilkel inançların etkisiyle değişik mitler, efsaneler geliştirdiler. Kendi ürettikleri efsanelere en çok kendileri inandılar. Tüm bunlar evrensel sayılabilecek kadar geniş bir fantastik dünya bıraktı bize.

Antik Yunan'da Olimpos Dağı'na yerleşmiş on iki tanrı, insanlığın yaşayışını yönetiyorlardı. Olimpos Dağı yüksekti ve sadece tanrılar oraya çıkabilirlerdi. İlerleyen bilim sayesinde, insanlar tanrılarını görmek için Olimpos Dağı'na çıktılar ve orada kimseyi göremediler. İnsan fantazyası geliştikçe korkular da büyüdü. Uçaklar, Olimpos Dağı'ndan da yukarı uçtu ama tanrılar bu defa da tek Tanrı olarak ortaya çıktı. Hiçbir yerde değil ve her yerdeydi O.

Her ne kadar bilimkurgu sözcüğü ilk olarak 1927'de kullanılmış ve teknolojik gelişimlerin sonucu olarak değerlendirilmiş olsa da, kökenleri M.S. 2. yüzyılda yaşayan Lukianos'a kadar uzanır. Lukianos, Herodotos ve Homeros'u anlattığı hikayelerinde fırtınaya tutulup aya fırlayan, aylılar ve güneşlilerin savaşlarına tanık olan, farklı gezegenlerden canlılarla tanışan bir adamdan bahseder. Astronomiye ve matematiğe katkılarıyla tanıdığımız Kepler, İngiliz Papaz Baldwin ve ünlü şövalye ve şair Cyrano de Bergerac'ta şiirlerinde aya yolculuk üzerine eğilmişlerdir.

Tüm bunlardan sonra, “Bilimkurgu, bilime ne katkı sağlar?” sorusuna cevap bulmak kolaylaşıyor. Jules Verne, “Bir insanın bugün düşündüğünü, yarın başka bir insan kolayca yapabilir.” der. Yani bilimkurgu, bilimin çıkış kapısıdır diyebiliriz. Tıpkı felsefe gibi ... Bilimkurgu; bilim değildir, deneye ve gözleme dayanmaz, kesin sonuçları yoktur, özneldir, tartışmaya açıktır ve en önemlisi kışkırtıcıdır. Oysa bilim romanı dediğimiz şey, bilimsel gelişmenin havarisidir gerçek anlamıyla. Peki o zaman, Jules Verne'e “bilimkurgunun babasıdır” diyebilir miyiz? Bence kesinlikle hayır.

Bilimkurgunun gerçek babası diyebileceğimiz asıl yazar, Herbert George Wells'tir. (Doğum Tarihi ; 1886, Bromley – Kent / Ölüm Tarihi ; 1946, Londra) Wells'in yapıtları bilimsel gerçeklere dayanmayan yapıtlardır. Wells, eserlerinde varolmayan maddelerden, fantastik makinelar üretiyordu. Eserlerinden örnek verelim: “Zaman Makinası (The Time Machine, 1895) ”, “Görünmeyen Adam (Invisible Man, 1895) ”, “Gezegenler Savaşı (The War of the Worlds, 1898) ” ... Wells, bilimi kullanıyordu ama bilimsel sayılabilecek eserler vermiyordu.

Jules Verne ise bilimin romanını yazıyordu. Bir düşünceyi ya da bilgiyi olgunlaştırıp geliştiriyor, tüm ayrıntılarıyla açıklıyordu. Bir takım formüllerle deneyler yapıp, anlattığı şeyin mantığını da kavratıyordu. Çıktığı yolda attığı her adımda, sırtını bilime yaslamıştı.

Peki öyleyse Jules Verne, fantastik olanı bilimle karıştıran bir çocuk edebiyatçısı mıdır? Bence hayır! Ülkemizde her nedense Jules Verne'in kitapları birer çocuk klasiği olarak değerlendiriliyor. Jules Verne, keşiflere ve çok önemli sayılabilecek buluşlara öncülük yapacak kadar derin çalışmalar yapıyordu. Ben bu görüşün nedenini şuna bağlıyorum: Dönemi içerisinde Jules Verne'in eserleri akılların sınırlarını zorlayan buluşlardan bahsediyordu. Oysa şimdilerde Jules Verne'in eserlerindeki bir çok yenilik keşfedilmiş ve kullandığımız şeyler olduğundan sadece sürükleyici birer çocuk romanı havasında. Fakat Serhat Yayınevi Jules Verne'i çocuklara indirme konusunda oldukça başarılı. Çocuklara uygunluğunu düşündüğümüzdeyse de, benim görüşüm her çocuğun Jules Verne'i okuması gerektiğinden yanadır. Çocukların masallardan sonra düş dünyasını harekete geçiren en önemli yazardır bana kalırsa.

Bu tez, toplam 80 sayfalık Jules Verne'in hayatı ve dünya görüşü üzerine yazılmış kapsamlı bir incelemedir.