GENÇLİĞİN TADINI ÇIKARIN ; SADECE BİR KERE GENÇ OLUNUYOR

Uzun, upuzun bir aradan sonra yeniden merhaba! 2008-2009 Eğitim-Öğretim yılı ne maceralıydı ama. ÖSS illetiyle boğuşan milyonlarca gençten birinin annesi olmak kolay iş değilmiş sevgili tiyatro dostları. 14 Haziran’da artık her şey bitmişken, kızımızın solgun yüzünde yorgunlukla, ne olursa olsun bitti ya sonunda duygusu birbirine karışmışken; babasıyla göz göze gelip ağlayışlarına ben tanık oldum. Hepimize hayata dair güzel şeyler öğreten, okuyan, araştıran, sorgulayan, düzenin düzensizliğini yazılarıyla, oyunlarıyla bizlere anlatmaya çalışan Hayrettin Filiz; o gün gözyaşlarına boğuldu. “Özür dilerim kızım koruyamadım seni, özür dilerim” diye diye ağladı Yağmur kızının solmuş, bitkin yüzüne bakarken. Her gün reddettiği düzenin içinde onun da canı ciğeri kızı mücadele ediyordu. Erkin baba gibi yapabilir miydi (kızını hiç okula göndermeden kendisi okutmuştu evinde, hatırlayın); ama size bir şey söylemeliyim. Hayrettin Hoca’nın kendisine haksızlık etmesine izin veremem. Çünkü o çok iyi bir baba. Kızım seni koruyamadım gözyaşları tüm çocuklar içindi bence. Çünkü o yıl boyunca ben Yağmur’un önüne matematik, fizik, kimya, biyoloji, Türkçe sorularının birini kaldırıp birini koyarken, hep moral verdi kızına. Güldürdü onu. Sayısal öğrencisi olduğunu unutup ona edebiyat soruları çözdürmeye çalışırken bile korudu onu aslında. Bir rüya gibi hızlı geçip giden hayatlarımızda mutlu, huzurlu yaşanan tek bir günün bile ne kadar anlamlı olduğunu anlattı hep. İnsan olmanın, değerli olmanın kaç matematik neti yaptığınla doğru orantılı olamayacağını, bunun düpedüz bir saçmalık olduğunu anlattı durdu.







               Bense, yıl boyunca terazinin öbür kefesini de dengeye getirmek için uğraştım. Hem ruh sağlığı, hem beden sağlığı, hem de sayısal netleriyle güçlü bir Yağmur için uğraştım. Başarmak, gencin öğrenim görmek istediği fakülteye girebilmesiyse, başardık. Yağmur, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencisi şimdi. En azından, düzene kızsak da, köpürsek de, dışında yer alma gücümüz olmadığı için bu sonuca çok seviniyorum. Kırklı yaşlarımı yaşarken bile, bir sürü hayalleri olan bir insan olarak 18 yaşındaki bir gencin istediği dalda eğitim alma şansının bu denli zorlu mücadeleler sonunda elde edilebilmesine üzülüyorum. Neden hayatta başarılı olmak deyiminin içersinde birilerinin başarısız olma şartı var? Ya da neden her yıl ÖSS’de dereceler yapan o özel, çalışkan, başarılı çocuklar tıp, diş, ecza, mühendislik seçiyorlar? Neden Su Ürünleri Fakültesi’ni hedefleyen bir ÖSS birincimiz hiç olmayacak? Ya da Kukla Yapımı Bölümü neden yok fakültelerde? Gülerler adama. Yıllar önce ben İşletme Bölümü’nü kazandığımda, “Ne olacaksın bitirince?” demişlerdi bana. “İşletmeci” deyince de, tuhaf tuhaf yüzüme bakmış, anlamamış, “Olsun, canın sağ olsun” demişlerdi. Şimdi tuzum kuru artık. İş bulmak kaygım olmadan, ders geçme psikolojisiyle değil de, sadece öğrenmek için üniversitede okumak istiyorum. İkinci bir dil daha öğrenmek, toprak, bitkiler ve balıklar üzerine eğitim almak istiyorum. Ya da turizm. Çok mutlu bir öğrenci olacağım. “Emekliliğini hak etmiş bir teyze var bizim fakültede” diyecekler; “resmen ineklemiş finallerde” İnci’nin anlattığı amca gibi Eczacılık Fakültesi’nde. İlaç yaparken saatlerce ayakta durmakta zorlandığı için tabureye oturmak zorunda kalan; ama azimle elli yaşından sonra eczacı olan o amca gibi.
              Evet sevgili dostlar, anlatacak onlarca konu birikti. İran gezimizi konuşmadık henüz. Üzerine; geçen eylülde gezip geldiğim Letonya, Estonya, Finlandiya eklendi. ÖSS’ye girecek çocukları olan ailelere rehberlik edebilirim. Çocuğunuz çok sıkıldı ve artık soru çözmek istemiyor mu? Onu tekrar iştahlandırmak için neler yapabilirsiniz, ÖSS çıkmazında yol rehberiniz Sevil Filiz… Okullar açıldı, öğrencilerime kavuştum. Öğretmen olmayan, öğretmenliğin tadını bilemez. Sınıf, parlak gözlü öğrenciler, tahta ve siz. Öğretmek, anlatmak, bildiklerini paylaşmak ne güzel. Sende olan bir şeyin, senin çabanla başkasına geçmesi. Büyülü bir meslek. O küçücük şeylerden, büyük büyük şeyler öğrenmek. Seviyorum, çok seviyorum mesleğimi. Samed Behrengi’nin dediği gibi; “Öğretmenlik, en iyisi budur benim için.”



          Emre’miz evlendi. Dedim ya, çok maceralı bir yaz geçirdik. 07.08.09’da Emre’miz, İnci tanemizle evlendi. BTA’lı gençlerin ve çocukların öğretmeni, diş doktoru, sıra dışı Emre abilerini evlendirdik. Pırıl pırıl bir yaz akşamında, BTA’lıların topyekün sökün ettiği kır düğünümüzde herkes çok şık ve neşeliydi. Mutluluklar İnci, mutluluklar Emre…









         ÖSS dedim de, unutmadan; ÖSS'ci BTA'lılar yüzümüzü güldürdüler bu sene. İpek, Ankara Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatı, Doğa Ege Üniversitesi Diş Hekimliği, Yağmur Ege Üniversitesi Eczacılık ve Atıl Yaşar Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği… Zaten dört ÖSS'cimiz vardı, dördü de hedefledikleri yerleri kazandılar. Kutluyorum sizleri çocuklar. Siz BTA'nın, sanatın, başarıyı engellemediğinin aksine arttırdığının kanıtısınız.









             Yaz bitti. Artık herkes işinde gücünde. Şimdi üretmek zamanı. BTA’mız nasıl güzelleşti gördünüz mü? İçi dışı her tarafı gıcır gıcır yenilendi, tadilattan geçirildi. Fuayeye konan ışıklı afişlikler de oldukça beğeni topladı seyircilerimizden. Kostüm, dekor ve aksesuar odası da bir güzel elden geçirildi, düzenlendi yeni sezon için. Emre’nin sahne makyajı merakı artarak devam ediyor. Profesyonel malzemeler satın alıyor bunun için. Sizi anında yaralı bir surata veya yaşlı birine çevirebilir. Selin Finlandiya’dan yaz başında döndü. Hasretinden (özellikle ben) ölüyordum. Selin’in Erasmus öğrencisi olarak seçilmesi hepimizin gururu oldu. Vatanına hoş geldin bebeğim.
             Senem bu sene BTA’da Hayrettin Hoca’nın sağ kolu oldu. Bu arada ne kadar entel takılsa da güzelleşmeyi ihmal etmedi; biraz magazin dedikodusu gibi olacak; ama Emre abisinin düğününde mini elbisesiyle bir afet-i devrandı. Tabii burada diğer BTA’lı kızlarımız darılmasınlar Sevil ablalarına, bizim şıklığımızdan, güzelliğimizden bahsetmemiş diye. Hocadan izin çıkarsa “Emre İnci Düğünü Özel Sayısı” pardon yazısı çıkartabilirim. İşte o zaman en minik BTA’lıdan yetişkin BTA velilerine kadar herkesten söz edebilirim. Örneğin: Hayrettin Hoca’nın hayatı boyunca katıldığı düğünlerde oynama süresi toplamını Emre’nin düğünündeki performansıyla ikiye üçe katladığını söyleyebilirim. Benim başıma gelecekleri önceden sezerek iki çift ayakkabıyla düğüne geldiğimi; topuklularla birkaç saat arz-ı endam ettikten sonra gecenin ilerleyen/pistte kudurma saatlerinde/ kurtarıcı pabuçlarımı giydiğimi itiraf edebilirim. Allahım o nasıl mutluluktu. Yorgun ayaklara yumuşacık, düz taban ayakkabılar. Hiç biriniz fark etmediniz di mi el çabukluğu marifetimi?
           Seko bir Kıbrıs yapıp geldi bu yaz. Barış seyyah misali şehirden şehre koştu. Aaa nasıl unuttum, bir de “BTA’lılar Karaburun’da” serisi var. Yok, bir seferde anlatamam hepsini. Melike ve Cenk’ten mutlaka söz etmeliyim örneğin. Melike’nin harika bir asistan olduğunu ve Cenk’in (BTAlılar dilinde Jack) BTA’daki herkese, en zoru Hoca dahil kendini nasıl bu kadar sevdirdiğini anlatmalıyım.
            Ay unutturmayın bir de düğünde; gelin çiçeği maceramız var… Gelinimiz İnci çiçeği attıktan sonra Merve’nin yerlerde sürünme pahasına çiçeği kapma çabaları ve sonunda... da da da da az sonra. Merve’nin çiçeği kapma arzusu… Ve Mahmut’ta Merve’nin çiçeği kapabilme ihtimalinin dehşetli korkusu…
          Karaburun’da plajda keyif yapan BTA’lılar için aynı anda otuz tane sandviç hazırlama becerisi ve hızıyla inanılmaz kadın Sevil Abla… E araya kendimi sıkıştıracağım herhalde birazcık. Zeytinli, sarımsaklı ekmeklerim ve organik biberlerimden özenle doldurulmuş dolmalarım!
          Bahçemde yetiştirdiğim her şeyle duyduğum abartılı gurur. Roka, maydanoz, nane, domates, salatalık, biber, salkım salkım üzümler, kayısılar ve şeftaliler. Ve yanında dünyanın en taze balıkları, kalamarları. Offf, yazı özledim şimdiden.
           Peki, kendi maceralarımı sonraya bırakacağım. Öncelik her zaman siz gençlerin.
          Ben sizleri çok seviyorum çocuklar. Sizi her gördüğümde sıkı sıkı sarılmayı, hepinizin yüzlerinde geleceğe dair farklı heyecanlar, umutlar bulmayı çok seviyorum. Kendinize iyi bakın. Okuyun, gezin, tozun, eğlenin ve gençliğinizin tadını çıkarın.
         Unutmayın, gençlik bir kere geliyor. Hoşçakalın…

Sevil Filiz 31/10/2009