“Redd-i Toplum”

12. Yazı - 15 Temmuz 2008

                           Birileri gene bana kızacak… Hatta dayanamayıp çok çok kızacak. Ama ben yine de onlara kızmıyorum, hatta bu durum bana ufaktan ufaktan zevk bile veriyor. Garip bir haz duyuyorum.

                         Efendim konu şudur ki; ben “toplum için sanat” ya da bilinen adıyla “sanat toplum içindir” tezine inanmıyorum. Zaten şimdiye kadar da hiç inanmadım. Tahminen 16 – 17 yıldır sahneye çıkıyorum ve bunu asla toplum için yapmadım, kendim için yaptım. Toplum umurumda bile olmadı, çünkü bende toplumun umurunda olmadım, sanat yapmaya çalışan biri olarak…



                  Şimdi bu çok sevgili (!) toplumculara bir sorum olacak. Hangi toplum? Gazeteyi okumaya spor sayfasından başlayıp, Haydar Dümen’e sorulan sorulardan fantezi üreten sonra da “bu ülkeyi bana verseler bir günde adam ederim” diyen cahil cesaretli topluma mı?

                  Parklarda “çimlere basmayınız” yazılmasına sebep olan, statta ancak etrafı tel örgülerle çevrilerek zapt edebilen, futbol kulübü başkanı istifa ettiğinde sokaklara dökülüp, kendi sosyal hakları söz konusu olduğunda yorganı başına çeken topluma mı? Her seferinde sonu gelmez dizilerden şikayet edip dizi saatinde ekrana yapışan, her aklına estiğinde hükümet üyelerine sallayıp sonra da onlara ülke siyaset tarihinin en yüksek oy oranlarından birini kazandıran , “H..tırla Sevgili”dizisi izleyerek solcu olduğunu, “S.rlar Dünyası” izleyerek sevap işlediğini zanneden topluma mı yoksa?

 



                             Yoksa yılın 364 günü her haltı yiyip bir kandil gecesinde okuyacağı duayla affedileceğine inanıp sonra yine kaldığı yerden devam eden, sonra da başka dinlerin ritüellerine aşağılamalarda bulunan, bir yoksula yardım etmek yerine parasını Arap’ın yollarında har vurup harman savuran topluma mı? İki kitap okuyup solcu olan, sonrada halkçıyım, emekçiyim deyip halka tepeden bakan, sahilde güneşten yandığında yanıklarını göstererek “amele yanığı” deyip emekçilerle dalga geçen, kendini ayrıcalıklı zanneden ve bunu yaparken kendini aydın sanan bu toplum üyelerine mi sanat üretiyor toplumcular?

                         Eline bayrağı alıp, Türk olduğunu söyleyip, sonrada kendi gibi düşünmediği için diğer Türkleri vuran ilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, “ülkem için ölürüm” deyip ülke toprağını karış karış yabancı sermayeye satan bu toplum bu mücadeleyi hak ediyor mu sizce?

                         Hangi toplumdan söz ediyoruz sayın arkadaşlar?

                        Ülkemizde 17 yaşındaki çocukların yaşları büyütülüp idam edildi. Ama 250 yaşındaki dinozorlar hala Marmaris’te çıplak kadın resimleri çizerek sefa içinde yaşamakta. Bu nasıl adalet? Bir yandan üç tane aslan gibi genç ipe çekilirken diğer yandan bir ülkenin başbakanı, maliye bakanı ve iç işleri bakanı asılmış bir toplumun çocuklarıyız. Gıkını çıkarmayan bu toplumun ne yazık ki… Ağıtlar yaktık. Sadece onu yaptık. Sonra halkın %60’ı aptal dediği için birçok kişiyle birlikte linç edilmek istenen Aziz Nesin’i gördü bu topraklar. Daha da gülüncü Aziz Nesin öldükten sonra “az bile söylemiş” diyen bu toplum değil miydi?



                       Çağımızda önce kimyasal ürünlerle ozon tabakasını deliyor, sonra da küresel ısınmaya sebebiyet verip eriyen buzulları kalıbında tutmaya çabalıyoruz, ne hazin. Çağımızda bir parça derisi için hayvanları herkesin gözü önünde öldürüp süs – püs sektöründe kullanıyoruz. Sadece dişleri için filleri öldüren bir neslin çocukları olarak tarihin akışındaki çirkin rolümüzü oynuyoruz. Hayvanların, bitkilerin genetik yapılarıyla oynuyoruz, sonra da ortaya çıkan hastalıkların karşısında çaresiz kalıyoruz. Asla sorgulamayan, “trend” içinden kendine “trend” seçen popülist kültürün gönüllü esiri olan bu topluma sanat üretmediğim için kimse bana kızmasın.

                         Ama bir gün bu toplum pazarda domates satmakla tiyatro bileti satmayı aynı şey zanneden insancıkları defeder mi başından, müzikle gürültüyü ayırt edebilir mi bilemiyorum.
Ama bir gün bu toplum kendisine sanat diye gösterilen işlerin yutturulmaya çalışılan bir şaklabanlık olduğunu anlayıp bunu kabul etmemeyi öğrenebilir mi, bilemiyorum.


                    Çok merak ediyorum, Kafka yazılarını yazarken, Mozart müziklerini yaparken, Picasso resimlerini çizerken toplumu düşünerek mi gerçekleştirmişlerdi bu eylemlerini acaba? Hiç sanmıyorum.

                    Sanatçı iç dünyasını yansıtabilir bir tek, kendini anlatır.

                    Diyebilirsiniz ki “sanat, işte böyle karanlık toplumları aydınlatmak, onları daha duyarlı hale getirmek için değil midir zaten?”.

                    İyi ama bende şunu sorarım o zaman size: “Siz ortada saya geldiğim durumlardan kurtulmak isteyen bir toplum görüyor musunuz?” Onlar zaten her şeyi bildiklerini zannettikleri ve onlara anlatmaya çalıştıklarımızı ukalalık diye yorumlayıp bizi “artistlik” kalıplara soktukları için sanata hak etmiyorlar. Yani dostlar ben toplum için çıkmıyorum sahneye. Toplumda biraz toplumluğunu bilsin değil mi? Yoksa bende birey hakkımı kullanıp içimdeki tüm saldırgan duygularla reddettiğim halde parçası olduğum topluma hizmet etmeyi sürdürürken böyle coştuğum anlarda “ey toplum, redd-i toplum” diye bağırırım.


Suat İNAL