En Büyük Bayram Bu Bayram! 3. Yazı - 22.03.07
Merhaba BTA'lılar... Veee; 27 mart! Malum; Tiyatro Bayramı. Hepimize kutlu olsun... Sanat adına her geçen sene içimiz biraz daha kararsa bile yine de kutlu olsun... Alınan kararlar bizi karamsarlığa itse de, sanat adına ortaya konan işler soru işaretleri içerse de, 27 Mart; günümüz gençliğinin birçoğuna hiç bir şey ifade etmese de, her şeye rağmen Tiyatro Bayramınız kutlu olsun efendim...
27 mart günü, 1961 yılında Uluslararası Tiyatrolar Birliği (İnternational Theatre Instıtute - ITI) tarafından alınan bir kararla “Dünya Tiyatrolar Günü” olarak ilan ediliyor. O gün bu gündür dünyanın her yerinde 27 mart; "Dünya TiyatroLAR günü olarak kutlanıyor. (Bayılıyorum şu güzel Türkçemize... Bol keseden fırlattığımız -LER, -LAR eklerimize.) Tiyatro bayramında her sahnede farklı etkinlikler yapılıyor. Her sene dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarı, "evrensel bildiri"yi yazmaya hak kazanıyor. (Dip not: İlk bildir i 1962 de Jean Cocteau (Fransa) tarafından yazılmıştır.) UNESCO tarafından kurulan ITI'nin “sahne sanatları bağlamında, dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO'nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” gibi amaçları, 27 Mart'ta bir kez daha hatırlatılıyor. Hazırlanan uluslararası bildiri metni 20'den fazla dile çevriliyor, pek çok gazetede yayınlanıyor ve dünya üzerindeki birçok tiyatro grubunun oyunundan önce okunuyor. Pek çok televizyon ve radyo kanalı bu bildiriyi dünyanın her köşesine ulaştırıyor. Tüm tiyatro çevrelerinde hoş bir telaş oluyor 27 martta... (Bu sene Sultan Bin Mohammed Al Qasimi, 27 Mart Evrensel Bildirisi'ni kaleme aldı. Bizim güzide basınımızdan hala "tık" yok...)
Özellikle bu günlerde sanata hak ettiği değerin verildiği bir yerlerde yaşama isteği doluyor içime. Bu topraklar çok daha iyisini hak ediyor bence. Tarihin yazıldığı, birçok halkın içiçe yaşayıp izler bıraktığı bu kültür yuvasında sanat yapmak bu kadar zor olmamalı oysa. Buralarda akıntı hep ters yöne doğru... Gitmek istediğimiz yere ulaşabilmek için güçlü kollar gerekiyor kürekleri çekmeye. Ve inanmış yürekler. Azgın bir akıntıya karşı ilerleme çabası gösteriyoruz. Akıntının bizi de sürükleyeceğinden korkup daha sıkıca kavrıyoruz küreklerimizi... Umutsuz değiliz ancak en az bizim kadar yorulmaya hazır yoldaşlara ihtiyacımız var. Okuyan, araştıran, hayatını daha anlamlı kılma çabasında olan bir gençliğe, aydınlanmış kafalara. Belki de şöyle kuvvetlice bir silkelenmeye...
27 Mart özel bir gün. Ama zorla bize "dayatılan"lardan değil. Ne garip değil mi? Bayılıyoruz bazı günleri "özel" kılmaya. Sözüm ona "Anneler Günü" nde en pahalı hediyeyi alarak sevgimizi belli ediyoruz... Keza babalar gününde de... (Sevgililer Günü'ne hiç girmeyelim...) Bir tüketim çılgınlığıdır alıp başını gidiyor bu günlerde. Aslında her zaman hayatımızda olan değerleri gözümüze sokuyoruz birbirimizin. Hepimiz klişeleşmiş şeyleri yapmak için yarışıyoruz. Bize uygun görülen rolleri giyiyoruz üzerimize ve hiç sektirmeden, takılmadan, replik atlamadan, antrakt yemeden oynuyoruz. Herkes birer görev adamı bu özel günlerde... Şimdi hepinize soruyorum : 27 Mart Tiyatro Bayramı'nda ne yapmayı planlıyorsunuz? Bu sefer neyi "tüketeceksiniz" sanat adına?
Tiyatro için bir çiçek alamazsınız ya da pırıltılı bir mücevher? Ya da diğer klişeleşmiş hediyeler... Tiyatro, zorlar onu seveni "bu masum - özel günde" bile. Her hediyeyi kabul etmez. Daha doğrusu bizim sevgimizi göstermek için kullandığımız -şey-leri o bilmez. Ne anlar canım tiyatro bilmem kaç karatlık bir tek taş yüzükten? Şöyle pahalı bir çiçek buketinden?... "Yok artık!" dediğinizi duyar gibiyim bu satırları karalarken. Haklısınız aslında ey sanat tüketicileri! Sizi zor durumda bırakmak değil niyetim. Ya da herkesi aynı kefeye koyup topa tutmak. Benim sözüm olana bitene sesini çıkarmayanlara. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncılara. Anlamıyorum herkes çok mu memnun bu olan bitenden? Sorun bizde mi? Gerçekten mutlu olunacak çok şey var da biz mi büyütüyoruz olanı biteni? Tiyatromuzun başına gelenlerin farkında değil misiniz? Tiyatroya dair eski belgeleri kurcalayınca içim acıyor. Yapılan oyunların kalitesi, işe verilen önem, saygı, gösterilen özen bugünlerde birçok sahnede bulunamayacak türden. Kanayan yaralarımızı görmüyor musunuz? Tiyatromuz elden gidiyor. Birer birer deviriyorlar tüm kaleleri. Geçtiğimiz sezonda apar topar görevden alınan sanat adamlarının haberi bizler için çok mu sıradan artık? Ya da özel tiyatrolara yapılan yardımın kaldırılması? (Çok şükür ki ne devletten ne de başka bir sponsordan tek kuruş almıyor BTA!) Sonra; İstanbul Şehir Tiyatroları'nın bilet fiyatlarının 1 lira, 50 kuruş gibi komik rakamlara indirilmesi... Ve aynı günlerde devlete ait salonların kiralarının fahiş fiyatlara çıkarılması? Sonra; -alıştık artık ama- bir sürü oyunun yasaklanması... Sanat, düşüncelerin estetikle birleşip ifade edildiği en özgür alan değil mi? Farkında değil miyiz; yeni "düzen" artık sanata yer vermek istemiyor. Ve çatlak sesleri susturmak için elinden geleni yapıyor. Yeni yasa tasarılarıyla tiyatroyu yok etmeyi planlıyorlar... Plan şimdilik tıkır tıkır işliyor. Özel tiyatrolar bir bir perde kapatıyor... Devlet Tiyatrosu repertuarları her geçen yıl daha da daralıyor. Kurum tiyatrolarının karşısına bin bir set konuyor. Sanat; hepimizin nefes almasını sağlayan, hayatımızı renklendiren bir öğeyse eğer; tüm bunlar gözümüzün önünde olup biterken nasıl sakin oturabiliyoruz? "Şah- Mat!" sesini duymamıza çok az kaldı.
Bizler, bize ait olmayan utançları sahiplenip başımızı önümüze eğeceğimize ses çıkarmalıyız tüm bu olap bitene. Hak edene alkışı, hak edene yergiyi esirgememeliyiz. Ceplerimizde övgülerimizle girmemeliyiz sanat labirentlerine. Kendi duruşumuzu, saygınlığımızı ve görüşümüzü ortaya koymaktan çekinmemeliyiz. Ve izlemeliyiz en çok... Okumalıyız, araştırmalıyız... Amatörlük; bizim için arkasına sığınılmaması gereken bir kalkandır artık! Bizim için coşkunun ve bitmeyecek üretme ateşinin ifadesidir amatörlük! BTA ruhunun en güzel dile gelme şeklidir. Gözlerdeki pırıltı, seslerdeki coşku, göğüslerde çıldırmışçasına atan bir yürektir... Evet... Bir sene daha tiyatro bayramını kutluyoruz! Hepimize kutlu olsun... Umarım daha nice uzun yıllar tiyatro bir araya getirmeye devam eder bizi. Bu sene evrensel bildiride yazar; " Bizler önemsiz ölümlüleriz, tiyatro ise yaşamın kendisi kadar sonsuz." diyor. Bu pırıltılı ışığa dokunmak için tüm çabamız. Bu yolda her şey mübah diyenlerden değiliz; erdemli yaşamak ve her şeye rağmen inandığı işi yapmaktır aslolan bizce. Ve yorulmak gerekir özümsemek için başarının tadını. Ve bir de -hatta en çok- çalışmak! Altan Erbulak'ın dediği gibi; "Tiyatro çok kolay bir iştir. Sadece ilk 50 yılı biraz zorlar insanı o kadar..." Biz bu uğurda yorulmaya hazırız. Bizi bu çetrefilli yolda yalnız bırakmayın... Sevgilerimle BTA Oyuncusu - Yönetmeni - Müzisyeni
Görüşleriniz için :
|
||