EHLEN VE SEHLEN BTA!

 

‘’Ehlen ya seyidi* BTA Ailesi!’’

*Arapça’da iyi günler anlamına gelen sözcük grubu

          Ne o şaşırdınız mı sevgili okurlar? Şaşkın şaşkın düşünüyorsunuz kesin; bu çocuk aklını kaçırdı diyerek ah vah ediyorsunuz. Hemen telaş ettiniz, yakanızı bağrınızı yırtıp attınız kendinizi sokaklara. Sloganlar attınız, ona buna sataştınız… Tamam, tamam sakin olun benim her daim tepkili arkadaşlarım. Gelin biraz sırtınızı okşayayım… Hah şöyle sakin olun. Korkmayın! Artık alışacaksınız böyle cümlelere. Gözümüz aydın olsun ey BTA’lılar! İlköğretimde Arapça dersi zorunlu hale geliyor!

          Evet gözümüz aydın diyorum, çünkü biliyorum ki hepiniz bu günleri beklemiştiniz aynı benim gibi. Yoksa evlerimizde harika eğlenceli televizyonlarımızın karşısında huzurla karnımızı niye kaşıyalım ki? Her birimiz yaşadığımız bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olan yekpare kalabalık değil miyiz? Fikrimiz tek! Aramızda ayrık otu mu var? Hayııır! Tek bir kafadan düşünüp tek bir dudakla yönetiyoruz canım topraklarımızı. Ne yapılıyorsa biz istediğimiz için… Tıkayabildiğimiz kadar tıkasak da kulaklarımızı ‘’Padişahım çok yaşa’’ nidaları çınlıyor her bir yanda.

          Evet; artık Arapça, çocuklarımız için zorunlu eğitim kapsamında! Ama iyi oldu sevgili okur. Bu kadar geçerli bir dile hakim olamadığımız için biz medeniyetin gerisinde kaldık millet olarak. Oysa biliverseydik o güzel canııım kibar ve kulağa ninni gibi melodisiyle serenat sunan dili bugün çok daha modern bir toplum olurduk. Neyse zararın neresinden dönersek kardır. Artık çocuklarımız yarıyıl tatilinde medreseleri (ah pardon okulları tarafından organize edilen umreye gittiklerinde o şeytanın dili İngilizce’yi konuşmak zorunda kalmayacaklar. Anadilimizin, Türkçemizin durumu da malum? Artık çağımızın yeni ‘’trendi’’ olan dili Arapça konuşulacak her yerde. Bütün iş imkanlarının, ticari görüşmelerin yapıldığı, uluslararası arenada bu kadar yaygın olarak kullanılan bir dilin yurdumuzdaki okullarda okutulacak olması vatandaş olarak göğsümüzü kabartıyor öyle değil mi? Şimdiki çocuklar ne şanslı…(Mehter takımı gibi-) İleriye gidiyoruz vesselam(Bir ileri iki geri)… Bilen bilir ki  sorunum yeni bir dile karşı olmak değil, kazınınca altından çıkacak olanlara…
        

 
         İş sadece Arapça öğrenmekle bitmiyor. Arap kültürünü de yaşamak gerek. Derler ki bir dili öğrenmenin en iyi yolu o ülkede yaşamaktan geçer. Ee şimdi yurtdışına seyahat masraflı. Zor iş… Kim gidecek? İyisi mi biz o ülkeyi getirelim ayaklarınıza. Bize de yaranılmaz hani. Hizmette sınır yok işte!

          Çok iyi çalışan kurumlar var yurdumuzda BTA’lılar. Ne kadar gizli saklı bilgi varsa hemen şıp diye çıkarıyorlar ortaya. Mesela geçen hafta Diyanet İşleri’nin ağız ve diş sağlığı adına söylemleri damga vurdu mesleki tarihimize.( Biliyorsunuz ya bilmeyen için söyleyeyim benim asıl mesleğim diş hekimliğidir) Kabaran göğsümüz artık kafesine sığmıyor ki a dostlar! ‘’Bundan böyle diş fırçaları yerine misvak kullanılacak, bu böyle biline’’ fetvası bizim diş hekimleri olarak yıllardır sakladığımız büyük sırrı ortaya çıkardı. Utandırdı bizi. Evet… Biz üniversitede binlerce yıl önce kullanılan misvakın ne denli faydalı olduğu konusunda eğitildik. Bu konuda çalışmalar yaptık. Tezler hazırladık. Sonunda misvak tüm modern teknikleri alt etmişti. Misvak dışında ne varsa halt etmişti! Kimsenin dişi çürümeyecekti artık. Bu büyük bir buluştu ve mesleğimizi bitirebilirdi! Bizler ne yaptık? Adına ‘’Hipokrat Yemini’’ dediğimiz saçma sapan bir metinle aslında bu sırrı bizimle mezara götüreceğimize dair yemin ettik gizli gizli… Ne oldu ama? Yalancının mumu yatsıya kadar yandı. Çıktı gerçek ortaya! ‘’ Aman ne olur dişlerinizi fırçalayın’’ yalanımız anlaşıldı artık. Bizim çürüğü diğer dişlere bulaştırmak için attığımız bu palavra gün ışığına çıkmıştı. Ve bundan böyle okullarda öğrencilere gerçek bilgi aktarılacaktı. Kaka çocuk olduk hepimiz.

          Şimdi ben diyorum ki Arapça tiyatro oyunları da oynanmalı ülkemizde. Arapça sinema filmleri çekilmeli. Şarkılar bestelenmeli. Resim ve heykeller yapıl-? Ha yok onları es geçebiliriz… Ama yollarda mutlaka Arapça yönlendirmeler olmalı. Kim bilir belki anayasaya bile eklenmeli bu Arapça? Gereği bu çünkü? Yıllardır bir köşeye terk edilen ve hak ettiği saygıyı, hak ettiği değeri görmeyen bu dil artık layığını bulmalı. Bir var bir yok olmalı.

          Aklıma geldi; rahmetli Atatürk’ün de yanıldığı gün gibi ortada. Hani ezanı Türkçe okutmuştu ya uzun zaman. Hani öldüğünden kısa bir zaman sonra 1950’lerde yeni iktidarın ilk icraatı olarak yeniden Arapçaya dönülmüş, Türkçe ibadet edenler tutuklanmıştı ya… Rahmetli büyük adamdı ama… büyük adamlar da yanılırmış.

          Gökten üç elma düşmeli ve şimdi bizi yönetenler hepsini yemeli. Onlara afiyet, bize sabır…