Ceza ve Sanat Üzerine ...

(Tövbe Yarabbim)

  3. Yazı / 20 Aralık 2006

    “Tövbe yarabbim, daha neler ...”

Çoğu zaman lunaparkı andıran gazetelerimize bir göz atayım dediğimde, farkında olmadan ağzımdan hep aynı sözler dökülüyor : Tövbe yarabbim, daha neler ...

 

BTA'nın bir gazete haberleri arşivi vardır. Bu arşivde; tuhaf, acı, gülünç, şaşırtıcı ya da ilginç bulduğumuz haberleri biriktiririz. Bugün sanat ve ceza üzerine bir yazı yazmakta, bu arşivi kurcalarken düşüverdi aklıma.

 

Tiyatroyla uğraşan bizler, elbette ki sanatın diğer dallarından kopuk olamayız. Toplumsal etkinin yaratılmasında (kullanmayı bilen için) bir silah görevi de üstlenen sanat; iktidar sahiplerinin elinde, bir afyon, içi boşaltılmış bir balon haline de gelebilir. Alın size iki örnek.

Devlet Tiyatrosu'ndaki taraflı repertuar müdahalesiyle on beş Devlet Tiyatrosu müdürünün (21 DT Sahnesi vardır) toplu istifasını kaşla göz arasında, “kendi tercihleridir” diyerek karambole getiren iktidar; aynı günlerde, “Devletin sanatı olmaz. Çünkü sanat, özgür düşünce demektir en çok” savını destekler doğrultuda aşağıdaki gazete haberinde görüldüğü üzere bir tasarı sunar meclise.

Neymiş efendim, “mutlu evliliği işleyen tiyatro ve müzik yarışması”. Tövbe yarabbim ... Yahu sen koskoca bir devletsin. Senin bilmem ne bakanlıkların, üstüne yetmedi devlet bakanlarından birine bağladığın aileden sorumlu sıfatı taşıyan bir komisyonun, kadın bakanlığın ve daha bir sürü işe yaramaz ıvırın zıvırın varken; bu işi de sahip çıkmadığın, aşağıladığın tiyatroya mı yükleyeceksin? Kimi kandırıyorsunuz siz? Urfa'nın ortasında töre adına 15 yaşında kızı ensesinden vurdukları yer karakolun yirmi metre ötesi değil miydi? Ne mutlu ailesinden bahsediyorsun sen? Ya da 1980 sonrası 20 yaşın altındaki intihar oranı on yedi katına çıkmışken ya da ne acıdır ki sadece 2005 yılında yedi liseli çocuk birbirini bıçaklayarak öldürdüğünde; bunların mutsuz aile merkezli olabileceğini düşünmedin mi?

  Tiyatro bu konuyu işlemez mi peki? İşler elbette. Ödeneği kesmezsen, yeni sahneler açarsan, her işe burnunu sokmazsan ... Sen n'apıyorsun? Bunun içeriği bilmem neye ters, oynayamazsın. Bu hamasi değil, bu çok masraflı, bunun sapı var, bunun çöpü var ... Sorun çok derinde bence. Epey derinde ... Sistemin tastamam içinde.

İşte 3 Mart 2005 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Orta Öğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği'ndeki “tiyatro” bölümündeki yönetmelik maddeleri:

Madde 26: Türk Milli Eğitiminin genel amaçları doğrultusunda öğrencilerin milli ve estetik duygularını güçlendirmek, güzel sanatlar alanındaki yetenek ve becerilerini arttırmak, serbest zamanlarını değerlendirmek ve okul – çevre arasındaki bağları sağlamlaştırmak amacıyla tiyatro çalışmaları düzenlenir.

Tiyatro çalışmalarında;

...

b) Büyük oyunlar; milli bayram, önemli gün, hafta ve yıl dönümlerinde ya da ders yılı sonunda olmak üzere en fazla iki defa gerçekleştirilir.

c) Bakanlıkça tavsiye edilmiş, öğretmen veya öğrencilerce yazılmış ya da çevrilmiş milli ve manevi duyguları canlı tutan, aile, vatan ve millet sevgisini yücelten ...

...

e) Oyunlarda ağırlıklı olarak okulun öğrencilerine, istemeleri halinde öğretmenlerine, diğer personeline ve velilerine de rol verilebilir. Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan oyunlarda öğrencilerin görev alabilmeleri için velilerinden ve okul yönetiminden izin alınır.

...

h) Oyunlarda ve çeşitli gösterilerde yaralayıcı, öldürücü, zehirleyici, araç – gereç ve malzemenin kullanılmamasına özen gösterilir.

 

Nasıl yani? Özen göster ama illa kullanacaksan, sana izin veriyorum anlamı çıkmaz mı bundan? Bakın, öküz altında buzağı aradığımı düşünmeyin n'olur? Ya bunu yazan devletin adamları hiç “pedagoji” denen bir şeyi duymamış ya da bu işe verdiği önemi, bu saçma maddelerle kabul ediyorlar bence. Yok öğrenciler tarafından çevrilmiş, yok en fazla iki defa oynanacakmış, yok okulun hademesini oynatabilirsin ... Neden? Gerekçe ne? Yok. Ne yanıt var, ne mantık. Yok işte. Yok oğlu yok.

Bir de şu aşağıdaki habere bir göz atalım. Almanya'da çocuklarının tiyatro izlemesini engelleyen aile hapse atılıyor. Yorumlamama gerek var mı? Tövbe yarabbim ...

Neyse, şükür ki ülkemizde yönetmelikler var da, insanımızın yüzü biraz gülebiliyor. Bu namussuz batılı da neden sanatın gücünü, okumanın gerekliliğini böyle önemsiyor da, biz Konya Ovası'nda penguen gibi kalıyoruz, değil mi? Şu yandaki habere bir göz atalım. Tarih 28 Eylül 2003. Milliyet Gazetesi Yozgat-Yenifakılı'da gerçekleşen tuhaf bir olayı haber yapmış. Tövbe yarabbim ...

 

                 Şimdi söyleyin bana, kitap okumayı ceza olarak gören bir toplumun güzel sanatlarda, estetik yetkinlikte, kültürde ilerlemesini beklemek biraz hayalperestlik olmaz mı? Bu aslında beni güldüren haber ya da olay, her neyse, gazetecinin asparagası olsun isterdim. Çünkü bunu sadece ağzımla gülerek geçiştiremiyorum ... Çok acıtıcı bir olay ... Sen bunu, “devlet sisteminle” bir cezaya dönüştür, sonra da ardımızdan gelen nesilin okumadığını söyleyip onları suçla! Olmaz! Ayıptır! Sen ki koskoca bir devletsin. Ayrıca yenilerini de hesaba kattığımızda iki yüzün üzerinde devlet var ve hepsi birbirinin attığı adımdan haberdar. Örneğin dünyanın abisi Amerika'da olmuş bir olayı aktarmak istiyorum size. Bakın işte aşağıda. Onlar da birilerine ders vermek için sanatı kullanmışlar. Vivaldi'yi, Şopen'i, Çaykovski'yi ... Ama önemli bir ayrıntıyı atlamamak şartıyla. Ceza olarak değil, suç durumu oluşmadan öncesini eğitebilmek adına ... Sonuç almışlar, şaşırtıcı değil mi? Suç oranında düşme sağladıkları gibi çevrenin de daha az kirletildiğini gözlemişler. (Tarih 3 Ocak 2001 Hürriyet Gazetesi) 

         Bir başka tövbe yarabbimlik haberi de sizinle paylaşıp bu bitmez yazıyı bırakıp sıvışmak istiyorum. Şimdi aşağıdaki iki habere aynı anda bakmanızı istiyorum. Birinde bir sanat dalı olan masalın(edebiyatın) örgütlenmesi, çocukların güzel sanatlara ilgi duymasını sağlamak için elin gavurunun yaptığı bir uygulamayı; diğerindeyse, benim sümüğünü yiyen çocuğumun, “başkalarının sistem günahını” çeken çocuğumun zavallı durumunu göreceksiniz. Bakın, bakın da iç geçirmekten ya da kendi kendinize söylenmekten başka bir şeyler yapılabileceğini de düşünün.

 

    Sanatın ceza olamayacağına, bilakis örgütlü ve yetkin sanatın cezaları ortadan kaldıran bir kuvvet olduğuna inanıyorsanız... bir şeyler yapın. Bir kitap okuyun, bir oyuna gidin ya da bir şarkı dinleyin ... İçiniz tamamen kömürleşmeden ,ülke sanatı için hizmet üretin. Ya sanat yapın, ya sanatı tüketin. Hiç olmazsa tüketin ki, sanatımız sanat olsun.

Hayrettin Filiz

Görüşleriniz için: