“KURŞUN SİZİN, SÖZ BENİM”

(BEHRENGİ ve NABDEL ÜZERİNE)  

 

4. Yazı - 26.12.2006

            Bu yazımda size katledilen iki genç adamın hikayesini anlatacağım. Behrengi'nin ve daha az bildiğinizi sandığım şair dostu Ali Reza Nabdel'in, yani takma isimleriyle söylersem Karankuş ve Oktay'ın hikayelerini.

               Yıl 1953 ... İran'da darbe. Şah Pehlevi tüm ihtişamıyla askeri bir darbeyle meclisi tanklarla çevirip, sıkı bir gövde gösterisiyle başa geçiyor. Ulusal cephe ve TUDE yani İran Komünist Partisi yenilgiyi kabul ediyor ve ardından muhalifsiz Şah dönemi başlıyor. Dil üzerindeki baskılar, azınlık haklarının gaspı, kayıplar, işkence ve tarihin lanetlerinden biri olan İran Gizli Servisi SAVAK'ın at oynattığı yıllar... Zayıf , soluksuz bir islamcı direniş muhalefeti Ayetullah Humeyni adındaki şeriatçının çevresinde toplanarak yer altına iniyor. Başka bir muhalif hareket yok. Ya sindiriliyor ya da kimse buna cesaret edemiyor.

              Tahran'ın çehresi değişmeye başlıyor. Sol ve ilerici çevre dağıtılmış, tutuklanmış, kendisini kapana kısılmış hissediyor. Çok değil on, on iki yıl diş sıkan İran yurtseverleri, solcular ve komünistler kulaklarını; her gün başka bir yerde patlayan ulusal kurtuluş zaferlerine, devrimlerine veriyorlar. Küba, Cezayir, Vietnam, Kongo ve diğer bölgelerden gelen haberler, onlara yeni bir soluk aldırıyor ve mücadele ateşi bir kez daha tutuşuyordu. İşte bugünlerde Tebriz'de “Tebriz Çevresi” denen genç bir kuşak toplanıp, ülkeleri adına ne yapacaklarını tartışmaya başlar. Bu kuşağın lideri bir ilkokul öğretmenidir. Üstelik İngiliz filolojisini bitirmiş, batılı kültürü yakından tanıyan bir yurtsever ... Samed Behrengi. Yoksul bir köylü çocuğudur Samed. 1939'da Tebriz Çerendap Mahallesi'nde doğmuştur. Dört kardeşi olan Samed, yoksul babasının okuyarak yolunu aydınlatmaya çalışan küçük kara balığıdır. Bir türlü içine sindiremez okulda dayattıkları yalanları. Cevat Ameri denen soysuzun Amerikalılaştırılmış Acem kültürü kitaplarından nefret eder. Çok geçmez, dayaklar, tehditler ve tacizler başlar. Ancak Behrengi öyle cesur bir yurtseverdir ki; yaşadığı 29 yıl boyunca Azeri kültürüne  sadık kalma adına sürülür, kitapları sansüre uğrar, SAVAK tarafından fişlenir. Tebriz Çevresi ve Behrengi maruz kaldığı Azeri kültürüne uygulanan ağır baskıya rağmen, Şah'ın emperyalizmle tam bağımlılık içine girmesini engellemek adına sanata sarılır. Sanat, bu kuşak için bir haberleşme, bir motivasyon aracı ya da bir direniş anlamındadır. 1960'ların ikinci yarısında marksist eğilimleri bilinmekle birlikte, buluşmalarını edebiyat, Azeri halk kültürü ve eğitim sisteminin sorunlarıyla sınırlı tutan Tebriz Çevresi, doğrudan politikayla ilgileniyor gibi görünmese de, liderleri Behrengi'nin yayınladığı bir kitap yüzünden, SAVAK'ın şimşeklerini üstüne çeker. Bu kitabın adı Küçük Kara Balık'tır. Kitap, ağır bir sansürden sıyrılmayı başarıp yayınlandığında İran yurtseverleri ve sosyalist çevreler, bu kitabı devrimci mücadelenin önünü açan bir bildiri olarak yorumladılar ya da bir çağrı pusulası ... Çağrıyı alan başka devrimciler, Tebriz Çevresi'yle ilişki kurmaya başladı. İşte Nabdel bu noktada, tam bir gerilla gibi davranmış ve tüm ilericileri bu çevreye ulaştırmayı kendisine görev edinmiş bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. Nabdel ya da dar bir çevrenin (Oktay) takma ismiyle bildiği, gölgede kalmış bu genç insan, bu İran'ın savaşçı şairi kimdir peki?  

 

             Ali Reza Nabdel, 1947 doğumlu bir İran şairidir. Ülkesinin pençesine düştüğü emperyalizme karşı şair Oktay sıfatını geriye itmiş, daha çok savaşçı ya da direnişçi Nabdel olmayı tercih etmiş bir yurtseverdir. İran'daki bu ilerici kıpırtıya kendisini yirmi beş yaşında kurban etmekten çekinmeyen yürekli bir devrimcidir. Behrengi'nin yakın dostudur ve ancak Şah devrildikten sonra, 1979'da “Işık” adıyla toplanıp yayınlanmış olan tek şiir kitabının yazarıdır. (Kitabının yayınlandığını göremedi. 1972'de SAVAK tarafından öldürüldü)

        

        Nabdel'i daha iyi tanımak için gelin biraz o günlere gidelim. O gergin günlerde İran polisi rutin kontrolleri iki katına çıkarır. SAVAK insan avındadır.

            Bir gece, polis, üzerinde iki kişi olan bir motosikleti durdurmaya çalışır. Motosiklettekiler, bu uyarıya ateş ederek cevap verince çatışma çıkar ve yirmili yaşlarda olan bu iki kişiden biri orada öldürülür. Diğeri karnından yaralı olarak ele geçirilir. Üzerlerinde, Tebriz Çevresi'nden hareketle örgütlü bir kuvvete dönüşen “Halkın Fedaileri” adlı örgütün dökümanları çıkar. Yaralı gencin sorgulamaya uygun olmayan durumu yüzünden polis denetiminde hastaneye kaldırılması sağlanır. Genç yaralıdır ama sorgulanacak durumda değildir. Başındaki polisin bir anlık odayı terk etmesini fırsat bilen genç kendisini odanın penceresinden aşağı atar. Polisler koştuğunda, inancı uğruna intiharı göze alan gencin ölmediğini görürler. Bir eli bileğinden kırılmış olduğu halde, açık yarasından içeri soktuğu sağlam eliyle iç organlarını parçalamaya çalışırken bulurlar onu. Büyük bir acıdır gencin duyduğu. Ölememenin büyük acısı... SAVAK'ın sorgucuları hemen bu acıya son verebileceklerini, konuşması karşılığında onu bu acıdan kurtarabileceklerini söylerler. Gencin bu teklif karşısında söylediği söz, daha sonraları İran devrimcileri arasına bir slogana dönüşecektir: “Kurşun sizin, söz benim”. Bu gencin adı Ali Reza Nabdel'dir.

 

         Nabdel, İran'ın tanınmış doktorlarından Cevat Heyet tarafından iyileştirilmeye çalışılır. Oysa SAVAK bu noktada çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırır. Doktor Cevat Heyet'te Azeri kökenlidir ve her ne kadar politik olmasa da, Varlık adında bir şiir dergisi yayınlamaktadır. Nabdel iyileşmeye başladığında Doktor Cevat Heyet ve Nabdel arasında şiirden oluşan, masum ve gizli bir köprü kurulur. Doktor, bu genç devrimciyi SAVAK'ın tanınmış işkencecilerine daha geç vermek için elinden geleni yapar. Gözü kanlanmış işkenceci Niktep ya da en az Niktep kadar azılı işkenceci Perviz Sabeti daha fazla uzatmak istemez bu işi ... Sonu gelmez işkencelerde çözülmez Nabdel. Ne yaptılarsa da, konuşturamazlar bu genç adamı. Ardından göstermelik mahkemelerde altı kez idam cezası ... “Kurşun sizin, söz benim” diyen Nabdel, 13 Mart 1972'de sözlerini içine hapsetmiş bir halde, dokuz yoldaşıyla birlikte idam edilir. Öldüğünde sadece yirmi beş yaşındadır. (Nabdel'in birkaç şiiri elimizdeyse, bunu Doktor Cevat'ın, bu şiirleri Savak'tan saklamasına borçluyuz.)

                Şimdi biraz geriye 1968'e dönelim. Aras'ın kıyısında oynayan çocuklar çalılara takılmış bir insan ölüsü bulurlar. Zehirli bir rüzgar yayılır o gün İran'a. Yurtseverler bu genç mücadele ustasının ardından yakılan ağıtlarla birbirlerine daha sıkı sarılırlar. Bulunan ölü Behrengi'dir. İran devrimcileri, kuvvetli bir kalemi, inanmış bir yoldaşlarını daha kaybetmişlerdir. Ateş bu kez tam yüreklerinin ortasına düşmüştür. Küçük Kara Balık, koskoca İran şahını ürkütmüş, Şah, köpeği SAVAK'a balığın başını ezmesi emri vermiştir ... 29 yaşında bir öğretmen neden öldürülür? Baskının sahibi iktidarlar, diktatörler, zalimler, tiranlar, ağalar, paşalar bilmez mi ki, bu insanlar salt yürektir. Bir ölürler, bin doğarlar. Her bir harfte, bir seste, bir renkte, yeni başlayan her günde ... yeniden doğarlar.

           Behrengi! Seni konuşan yüzbinlerden biriyim sadece. Sana şunu söylemek istiyorum ki; nasıl ki Muaviye Hazreti Ali'ye hainlik etti, nasıl ki Abbasi halifesi Harun Reşid İmam Rıza'yı ezdi; ezdi de ne oldu, unutuldu mu? Emperyalistin oyuncağı Şah kara bir lekeyken tarihinde; senin heykelini diktiler Aralık 2004'te. Güney Azerbaycan'ın Şot kentine. Mutlu ol. Rahat uyu. Seni konuşmaya devam edeceğiz.

     Yazımın son bölümünü, Türkiye'de ilk kez bu yazıyla yayınlanan Behrengi için yazılmış birkaç ağıda ayırıyorum.

 

Bu yazının yazılmasında :  

1-      Ahmet Kırmızıgül'ün “Tebriz'in Yiğit ve Savaşçı Oğlu” adlı makalesinden,

2-      Uğur Uzunel'in BTA Arşivi'ndeki “Samed Behrengi Üzerine” adlı tezinden,

3-      Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Yeşim Sayın'ın Farsça'dan çevirdiği ağıtlardan yararlandım.

 

Hayrettin Filiz

 

Görüşleriniz için: