KAPİTALİST DEVLET – NEFRET VE ŞİİR ÜZERİNE (Sacco ile Vanzetti'nin Hikayesi) 6. Yazı - 05 Ocak 2007
Bu yazımda, bir devletin politik histeri sonucu öldürdüğü iki günahsız kişinin hikayesini ve onlara kimlerin sahip çıktığını anlatacağım. Ülke ABD. Dönem 1900 – 1935. Kurbanlar Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti. Hikayenin rahat anlaşılması için önce kısa bir Amerika tarihi özetlemekte fayda var.
Abraham Lincoln 1865'te bir suikaste kurban gittikten sonra, iç savaşın yaralarını saracak yüreklilikte yeni bir lider oluşmadı Amerika'da. Sözüm ona iç savaştan sonra Amerika tarihi için iki çok önemli değişim gerçekleşmiştir dense de (köleliğin kaldırılması, eyaletlerin birleşimi) başlayan yeni sömürgeler elde etmek isteği ve gelişen sanayiinin sınıf kültürünü oluşturmasıydı asıl olan. Örneğin tüm kıtayı kat eden ilk demiryolu 1869'da tamamlandı. Yani başka bir deyişle kızılderili asimilasyonu bu yıllarda palazlandı. İşgal öncelikle ülkenin içinde yaygınlaştı. 1900'lere geldiğimizdeyse Amerika Birleşik Devletleri'ndeki demiryollarının uzunluğu tüm Avrupa'dakilerin toplamından uzun olmuştu. Petrol sanayii gelişmiş, Standart Oil Company'nin kurucusu John D. Rockefeller akıllara sığmaz bir zenginliğe ulaşmıştı. Ötede Andrew Carnegie çelik fabrikaları imparatorluğu kurmuştu. Güneyde tekstil gelişirken, telefon, ampul, alternatif akım motoru gibi keşiflerin ardından müthiş bir elektrik sanayii de gelişmekteydi. Sullivan'ın çelik konstrüksiyonla inşa ettiği gökdelenler çağdaş kent anlayışını kökünden değiştiriyordu.
Ancak denetimsiz ekonomik büyüme, haksız rekabeti de yanında getirmişti. Tröstler, denetimi ellerinde tutmak için tekelleşmeye başladılar. Çoklu üretim, ucuz iş gücü, doğal olarak ucuza satılan alternatifsiz egemenlik getirmiş; kapitalizm ve işçi sınıfı arasındaki uçurum giderek derinleşmeye başlamıştı. Sanayileşme ve emeğin makinelere acımasızca peşkeş çekilmesi ardı sıra yoğun bir işçi örgütlenmesi ve sendikal çevrelerde toplanmaya neden oldu. 1886'da Amerikan İşçi Federasyonu kuruldu.
Dünya, fırsatlar ülkesi Amerika'daki bu yoğun hareketi izliyor, bu tempoda kendisi için yeni bir hayat aramaya geliyordu Amerika'ya ... Tarihin en büyük göçlerinden biri yaşanıyordu 1900'lerde. Oysa Amerikan çiftçisi, gelişen sanayii karşısında eziliyor, gıda fiyatları düşüyor, çiftçi için maliyet ve kazanç arasındaki makas günden güne daralıyordu. Bu dumanlı debdebe arasında kimse 1867'de Rusya'dan satın alınan Alaska bölgesi dışında Amerikan topraklarında 1848'den bu yana bir genişleme olmadığını fark etmiyordu. Bu açıklama niye önemli? Çünkü bunca göçmen, azınlık ya da Amerikalı için kaynaklar bir süre sonra yetmeyecek ve şimdi alkışlanan Amerikan kapitalizmi, diyalektik süreç gereği emperyalizme dönüşecektir. Örneğin uygarlık havarisi ABD, Küba'daki İspanyol Kolonisi'nde yaşayan insanların vahşete maruz kaldıklarını açıkladığında; uzaktan iyi bir iş yaptığı sanılsa da, 1898'de sömürgeci İspanya'yla savaşa girmiş, savaş bitiminde İspanyollardan Küba, Porto Riko, Guam ve Hawai adalarını ele geçirmiştir.
Amerikalılar ülke dışında tehlikeli maceralara atılırken ülkeleri içindeki sosyal sorunlara da yeni bir bakış açısı getiriyorlardı. Ülkedeki refah görüntüsüne rağmen, sanayii işçilerinin yarısı hala sefalet içindeydi. Sanayiide çalışan işçilerin %44'ünü göçmenler oluşturuyordu. O dönem “laissez faire” (bırakınız yapsınlar) ekonomik ilkesi hakimdi. Hükümet ticarete elden geldiğince az müdahale etsin deniyordu. Toplum tabakaları arasındaki bu derin ayrılıklara çözüm bulunmalıydı. Göçmenlerin yaşadığı kenar semtlere sağlık hizmeti, alt yapı çalışmaları, toplu taşım araçlarının yaygınlaştırılması gibi reformlar başladı. Çocuk işçilerin çalıştırılması konusu ve iş saatleri yeniden düzenlendi. Ancak bunlar çok çirkin bir kadına makyaj yapmaktan öteye gidemedi. Kökten çözüm isteyen Amerikan Sosyalist Partisi (tarihe Eugene V. Debs'in direnişi diye geçmiştir) eyaletlerde kişilerin kendi öz yönetimlerini sağlamaları üzerine barışçıl yollardan bir direniş başlattı. ABD tarihindeki en büyük sosyalist hareket bu dönemde başarıya ulaştı. 1912 seçimlerinde %6 oy aldı sosyalistler . 1914'te patlayan Birinci Dünya Savaşı'na Amerika, Başkan Wilson'un tarafsız kalma isteğine rağmen 1917'de girmek zorunda kaldı. 1918'de Birleşmiş Milletler maddesi Versailles Anlaşması'na eklendiğinde ABD senatosu bu birliğe girmeyi reddetti. (Bunun birçok nedeni var. Belki ayrıntıları başka bir yazımda anlatırım) En önemli neden, yaklaşık otuz yıldır göç alan ABD'de yabancılara karşı oluşan tepki ve henüz elli yıl önce kaldırılmış olan köleliğe karşı bitmeyen zenci nefretidir bence. Ötede 1919'da ekonomik sarsıntının sonucu oluşan birkaç anarşist saldırı ülkede derin bir “kızıl korku” yaratmıştı. Bir çok radikal görüşlü yabancı sınır dışı edildi. Suçlu olup olmamasının hiçbir önemi yoktu. Yabancıydı ya, gitmeliydi. İşte bu günlerde (1921) iki anarşist İtalyan göçmeni Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti somut delillere dayanmayan nedenlerle cinayetle suçlandı ve hüküm giydi. (Az sonra bu hazin hikayenin ayrıntılarına gireceğim)
1921'de ABD Kongresi göçmen kabulüne sınır getiren yasalar çıkardı. İçki satışı yasaklandı. Bu yasak aynı zamanda kirli para devrinin başlangıcı kabul edildi. Çeteler, gangasterler ve mafya bu yasakları delerek kaçakçılığı bir sektör haline getirdi. Garip yıllardı o yıllar ... Caz ve sessiz sinema gelişmiş, dönüşüme ayak uyduramayan insanların davranışları da tuhaflaşmaya başlamıştı. Bayrak direğine tırmanıp, üstüne oturma ya da süs balığı yutma eğlenceden kabul ediliyordu. Ötede zenci öldürmek bir çeşit vatanperverlik sayılıyordu. Ku Klux Klan tarihinin en yoğun taraftarını bu günlerde buluyordu. Yahudiler, göçmenler ya da katolikler şiddete maruz kalıyordu. Aynı günlerde büyük şirketler altın çağını yaşıyordu. ABD tüketim toplumuna dönüşmüş; pazar alabildiğine genişlemişti. Genişlemesine genişlemişti ama çelişkiler kanlı günlere gebeydi. Karlar yüksek, faizler düşüktü. Nakit çoktu çok olmasına ya, borsa spekülasyonlarında eriyip gidiyordu çoğu ... Hisse senetlerinin fiyatları gerçek değerlerin çok üstündeydi. Yatırımcılar, hisse senedi topluyordu ama bu paranın da %90'ını borçlanarak sağlıyorlardı. Ardından ,tarihe “Kara 1929” diye geçen kriz yılı geldi. Borsa çöktü. Dünya ekonomisi allak bullak oldu. 1932'ye varmadan binlerce banka ve yüz binden fazla şirket battı. Sanayii üretimi yarı yarıya azaldı ve ücretler %60 geriledi. Her dört işçiden biri işsiz kaldı. 1865 – 1932 yılları arasındaki ABD tarihi işte böyle karmakarışık yıllardı. Bu uzun, (aslında özetin özeti) açıklamayı yapmam şarttı; çünkü bu açıklamayı yapmazsam ,Sacco ile Vanzetti'nin neden suçsuz yere idam edildiklerini konuya yabancı birine anlatamayacağımı düşündüm. Şimdi büyütecimizi 1920 – 1927 yıllarına yaklaştıralım.
15 Nisan 1920'de Boston'a bağlı South Braintree'nin ana caddesinde bir ayakkabı fabrikası soyulur. Bu soygun sırasında iki adam öldürülür. (Ayakkabı fabrikasının muhasebecisi ve onun koruması) Önce, dönem düşünüldüğünde bu soygun çok sıradan gelebilir. Ancak olay ABD'nin toplumsal paranoyaya dönüştürdüğü kızıl korku kalıbına oturtulduğunda bunun bir “yabancı göçünü yargılama” olduğu anlaşılır. Neyse, o gün fabrika çalışanlarının haftalıklarının içinde olduğu çelik kasalar indirilirken iki adam tabancalarını ateşler, kasayı çalar ve kendilerini bekleyen bir Buick arabaya binerek kaçıp giderler. Saldırı sırasında kullanılan Buick'in izini süren Komiser Stewart, daha önce de başı belaya giren İtalyan göçmenlerle karşılaşır. Teşhis edilen üç kişi vardır ama ortadan yok olmuşlardır. Aynı anda komiserin bulunduğu tamirhaneye gelen iki İtalyan Stewart'ın boş atıp dolu tutmaya çalışan sorgusundan hoşlanmayıp, ters cevaplar verince tutuklanırlar. (5 Mayıs 1920) İkisi de yabancıdır. İkisinin üzerinde de silah vardır. Üstelik üzerlerinde anarşist bir bildirinin müsvetteleri bulunur. Bu iki kişiden birinin adı Nicola Sacco, diğerinin adıysa Bartolomeo Vanzetti'dir.
Sacco ayakkabı tamircisi, Vanzetti'yse seyyar bir balıkçıdır. Olayın olduğu gün, South Braintree'de bile değillerdir ama ... göçmen ve anarşistlerdir. Doğru dürüst İngilizce konuşamayan bu iki İtalyan savunma bile yapamadan cinayetle suçlanıp tutuklanırlar. Kısa bir zaman sonra da tarihe ‘adalet ayıbı' olarak geçecek bir kararla idama mahkum edilirler. (Bu ara cinayet suçundan içeri girmiş olan Celestino Madeiros adlı bir esrarkeş,soygunu ve cinayetleri Joe Morelli çetesiyle birlikte işlediğini itiraf etse de... idam kararı değişmez)
Şimdi bu iki İtalyan'ı daha yakından tanıyalım.
Nicola Sacco; sessiz, mağrur bir anarşisttir. Hapiste olmaktan çok, karısından ve çocukları Dante'yle (içeri alındıktan sonra doğan), kızı İnes'ten ayrı kalmak ona dokunur. 1885'te doğduğu İtalya'dan Amerika'ya 1908'de gelmiştir. Kunduracıdır. 1912'de karısı Rosina Zambelli'yle evlenmiştir. ABD yaşam tarzına uyum sağlayamamıştır. Bu yüzden İtalyan anarşistlerine yakın durmuştur hep. Para biriktirmek için uğraşmıştır sadece. Amacı yeteri kadar birikim yapmak ve bir an önce ülkesine dönmektir. Annesinin ölüm haberini alınca dönüş fikri yeniden canlanır ve tutuklandığı günün sabahı dönüş için valizlerini toplamaya başlar. Ama aynı gün bir anarşist mitinge katılmaktan geri duramaz yine de. Miting bir matbaada çalışan bir İtalyan gencin “kuşkulu intiharı” üzerine düzenlenmektedir. Aynı gün tutuklanır. Yaşadığı hükümlülük süresince göçmenlere ve İtalyanlara karşı kör bir nefretin kurbanı olduğuna inanır. Bartolomeo Vanzetti; 1888'de kuzey İtalya'da doğmuş, aynı Sacco gibi 1908'de ABD'ye gelmiş bir anarşisttir. Neşeli ve arkadaş canlısı bir balık satıcısıdır. Okumayı çok sever. Dante, Hugo, Tolstoy, Marks ve Proudhon'un bütün kitaplarını okur. Tam bir eylem adamıdır. Militandır. Anarşist kuramın dehaları Kropotkin ve Malatesta'ya hayrandır. Belki de dünya siyasi tarihine bir çivi gibi saplanan mahkemedeki konuşması (09. 04. 1927) sinirleri çelik gibi olan Vanzetti'nin bu etkilenimleri sonucunda öylesine cesurdur. Bu konuşmayı, Can Yücel 1957 yılında “Her Boydan” adlı kitabında “Yargıçlara Son Sözüm” başlığı altında şiirsel bir anlatıma aktarmıştır.
Bu haksız idam kararı hem ABD'de hem de bütün dünyada büyük tepkilere neden olur. Davanın yeniden görülmesi için pek çok başvuru yapılır. İmzalar toplanır. Haksızlığa karşı verilen yüzbinlerce imzanın içinde kimler yoktur ki? Anatole France, H. G. Wells, G. Bernard Shaw, Bertolt Brecht, Romain Rolland, Katherine Ann Porter, Sinclair Lewis, Marie Curie, Albert Einstein, Fritz Kreisler, İsadora Duncan ve milyonlar ... İnfazın gerçekleştirildiği 22'yi 23 Ağustos'a bağlayan gece; New York'tan Paris'e, Buenos Aires'ten Leipzig'e, Berlin'den Kopenhag'a, Kahire'den Sidney'e kadar pek çok yerde mitingler yapılır. Paris'te 150. 000 kişi ABD Büyükelçiliği önünde polisle çatışır. Boston'da toplanan 250.000 kişiyeyse polis ve asker saldırır.
Ama ...
İdam hücresinde elektrikli sandalyede şalter indirildiğinde (23 Ağustos 1927, saat 00.05) her şey bir anda biter. En azından ABD paranoya bulaşmış vicdanını rahatlatmak için iki suçluyu öldürdüğünü sanır.
İlk olarak idam edilen Sacco infaz odasına emin adımlarla girer ve idamından önce; “Yaşasın anarşi” diye bağırır. Sonra sakinleşir ve bozuk bir İngilizce'yle devam eder: “Hoşçakalın karım, çocuklarım ve bütün dostlarım”. Sonra sanki ilk defa görüyormuş gibi odaya, çevresine bakar. Toplanan tanıklara “İyi akşamlar beyler” der. Başına idam kukuletası geçirilirken, son kez İtalyanca mırıldanır: “Ciao Mama (Hoşça kal Anne)”.
Bir iki dakika sonra Vanzetti'yi getirirler. Sakindir. Elektrikli sandalyeye bağlanırken konuşmaya başlar: “Ben hiçbir zaman suç işlemedim. Ama arada sırada günaha girmişimdir.” Sonra baş gardiyana dönüp: “Benim için bütün yaptıklarınıza teşekkür ederim. Ben sadece suçlama için değil, bütün suçlamalara karşı masumum. Ben masumum” der. Durur ve üstüne basa basa son sözlerini söyler: “Bugün bana yapılanlara dair bazı kişileri bağışlamak istiyorum.”
Albert Einstein bu idamlara karşı en çok acı çekenlerden biriydi kuşkusuz. Ne demişti; “Zavallı insanlık ... ön yargıyı parçalamak, atom zerresini parçalamaktan daha zor. Sacco -Vanzetti trajedisini insanlığın vicdanında canlı tutmak için her şey yapılmalıdır.”
Nazım'da bu iki günahsız için idamın yapıldığı saatlerde bir şiir yazmaktadır.
ABD'nin kompleksli korkusu Sacco ile Vanzetti'yi 1927'de öldürdü ama dünyanın vicdanı sızlamaya devam etti, ediyor da hala. 1977'de Sacco Vanzetti cinayetinin ellinci yıl dönümünde Der Spiegel Dergisi'nin 31. sayısında şu haber yer alır: “ ... geçtiğimiz Salı günü Sacco ve Vanzetti'nin itibarları iade edildi. Massachusetts valisi Michael Dukakis, incelemeler sonucunda iki göçmenin yanlış bir kararın kurbanı olduklarının anlaşıldığını açıkladı. Sacco ile Vanzetti 1921'de cinayet ve soygun suçlamasıyla kuşkulu bir biçimde cezalandırılmışlardı. Vali, yeni incelemeler sonucunda, “yargıcın ve savcının göçmenlere ve düzen karşıtlarına karşı taraflı davrandığının ve yargılamanın bir politik histeri atmosferi içinde yürütüldüğünün” anlaşıldığını belirtti.”
(Ey ABD! Düğünden sonra gelen kınanın nereye yakılacağını bilirsin sen!) Bu hüzünlü hikayeyi ,Vanzetti'nin 21 Ağustos 1927'de Sacco'nun oğlu Dante'ye yazdığı ama tüm insanlığa bir miras gibi bırakılmış olduğunu düşündüğüm mektubuyla bitirmek istiyorum. “ Hiç aklından çıkarma Dante, eğer birisi baban ve benim hakkımda başka bir şey söylerse, o, masum ölülere, yürekli bir şekilde yaşamış insanlara küfreden bir yalancıdır. Şunu da iyi bil ve hep hatırla Dante, eğer baban ve ben, kalleş, riyakar, dönek insanlar olsaydık, ölüme gönderilmezdik. Bize karşı topladıkları delillerle cüzzamlı bir köpek, bir akrep bile ölüme mahkum edilemez. Bizim, davamızın yeniden görülmesi için öne sürdüğümüz bu olgular, bir ana katilinin, yüreği taşlaşmış bir suçlunun davasının yeniden görülmesine yeterdi. Hiç aklından çıkarma Dante, bunları hep hatırla; biz suçlu değiliz, bizi bir yığın uydurma ve yalanla mahkum ettiler; yeniden yargılanmamıza karşı çıktılar ve eğer yedi yıl, dört ay, on bir gün süren tarifsiz acılardan sonra bizi idam ediyorlarsa, bunun sebebi sana demin söylediklerimdir, çünkü biz yoksullardan yanaydık, insanların insanlar tarafından ezilmesine ve sömürülmesine karşıydık. Senin ve diğerlerinin saklayacağı, davamızla ilgili belgeler, babanın, annenin, İnes'in, ailemin ve benim, devletin yararı gereği ve Amerika'nın egemenleri tarafından ve onlar için kurban edildiğimizi kanıtlayacaktır.”
Görüşleriniz için:
|
||||||||||