HER ŞEYİN KAYNAĞI AŞKTIR ( Brecht'in Aşk Mektupları) 7. Yazı - 06.01.2007
“Genç bir ağaca su verilmesi gerektiğini, kışın kuşların zor yiyecek bulduklarını, açın yemeğe, üşüyenin sıcaklığa ihtiyacı olduğunu hiç unutma sevgilim ...” Bugün size, antika bakır eşyalardan, güzel pipolardan, eski porselen yemek takımları ve eski bıçakları biriktirmekten hoşlanan çapkın, romantik, aşık bir komünistin Bertolt Brecht'in aşklarından sözetmek istiyorum.
Brecht'in aşklarını üç kadın ve (benim uydurduğum) üç dönemle aktaracağım. Birinci aşama “serserilik günleri ve Paula Banholzer”, ikinci aşama “fırtınaya tutulmak ve Marianne Zoff” ve son aşama “demlenmiş, güneşli iyi zamanlar ve Helena Weigel”.
Paula Banholzer çok güzel bir genç kızdır ama savaş arifesi çocuğudur.Şaşkın ve nihilisttir. Bertolt Brecht'se serseri ve aykırıdır. İki genç ve ateşli beden evlenmeyi düşünemeyecek yaştadırlar ama sevişmeyi iyi bilirler. Brecht'in, Banholzer'den (yani diğer adıyla Bie'den) bir oğlu olur: Frank. 30 Temmuz 1919'da Kimratshofen'de doğan bebek, evsiz yurtsuz ve hayat deneyimi olmayan anne baba tarafından bakılamaz ve yurda verilir. Beş yıl sonra da,1924'te Banholzer bir doktorla evlenir. Ortada kalan Frank, Brecht'in sonradan eşi olacak olan dostu ve meslektaşı Helena Weigel'in Viyana'da ki kız kardeşinin yanına gönderilir. Her ne kadar 1935 yılında annesi Banholzer ,Frank'ı Augsburg'a yanına aldırıp okulu bitirmesini sağlasa da; Frank, İkinci Dünya Savaşı'nda askere alınır, bir nazi olur ve 1943 yılında Sovyetler Birliği'nde direnişçilerce vurulur.
Brecht, yaşadığı yerlerden, yaşam biçimine kadar tuhaf bir adam bence. Oyunlarındaki duruşla savaştan ve yıkımdan nasıl nefret ettiğini hep hissettirmiştir.Katıksız bir komünisttir.İmanı gevrek değil,çeliktir.Ama birini bitirmeden diğerine başladığı(hatta hepsinden çocuk yaptığı) gönül maceralarıyla da bir acayiptir. Örneğin 1920'lerde yaşadığı odada sadece bir küvet, bir yatak ve masasında da bir kuru kafa vardır. Çoğunu bu masada yazdığı günlüğünün 14 Mayıs 1921 bölümünde sevgilisi için ‘Bie'de kadınlık organı nezlesi var...' demiş(!)Aynı günlüğün başka bir sayfasındaysa,Goethe ve Hebbel'i,düşünce yönünden tramvay biletçilerine benzetmiş.Daha sonraları Hitler'den kaçtığı (1933 sonrası) sığındığı Danimarka'nın Skousbo kıyısındaki odasının girişindeyse “Gerçek somuttur” tabelasının asılı olduğunu söyler Walter Benjamin. Üstelik odasının ortasında bir eşek heykelinin olduğunu ve bu heykelin boynuna Brecht'in astığı bir tabelada da “Ben de anlamalıyım” yazdığını. (Yazarlık yapacaklara verilebilecek en iyi derslerden biri olduğunu düşünüyorum bu yazının)
Banholzer'i burada bırakıp,asıl konumuza geçebiliriz artık... Aşağıda okuyacağınız alıntılar, daha çok 1922-1927 yılları arasında Brecht ve ilk eşi, oyuncu/şarkıcı Marianne Zoff mektuplaşmasından seçilerek, tek mektuba dönüştürülmüştür. Bu çalışmanın asıl amacı; aşık olan, öfke duyan bir insanın dev bir kurama ulaşmasında aşka verdiği önem, daha doğrusu aşktan aldığı hız ve hazzın onu nasıl şekillediğinin belgelenmesidir.
*Marianne Zoff başka şehirdedir. Brecht kariyersiz, ünsüz, sadece düşleri olan bir genç yazardır. Şansını Münih ve Berlin'de deneyen, üşümemek için meyhaneye giden bir garip yazar ... Yıl 1921.
“ ... mektupların öyle kasvetli ki. Sanki gri mürekkeple yazılmış gibiler ... Bazen senin geceliğinle uyuyorum ... Seninle küçücük bir konuşmacık için, tramvaylarda yedi saat koşturmacaya razıyım.” (Temmuz 1921)
*Zoff, kaprisli ve ağırkanlıdır. Brecht'in bir o kadar heyecanlı ve saldırgan inancının karşısında yıkıcı bir olumsuz tavrı vardır. Brecht kendisinden çok onun moraliyle uğraşır. Ne de olsa meslektaşı. “ ... artık gökyüzüyle filan baş başa değilim ve yalnızca SENSİZ yalnızım ... Benim iyi Marianne'm, az yazdığımı yazıyorsun, ama düşünmelisin ki kendimi kağıt üzerinde dile getirmem zor oluyor, ben bir yazarım. Bir arada olunduğunda, sevdiğim gündelik şeylerden, günlük ekmekten, karşılaşılan insanlardan, söz ediliyor. Bunlar gerçekler. Ama kağıt öyle kibirli ve sansasyon meraklısı ki. Her şey yalnızca yüksek sesle tınlıyor ve sonra çıplak ve çaresiz kalakalma, öksüz bir çocuk gibi yalnız olma duygusu geliyor ve yalan söylemeye ya da yalancı görünmeye başlıyor ... Bugün bir bahçe gördüm, içinde öyle bir düzensizlik ve karmaşa vardı ki ... dehşete kapıldım. (Ama) hala dans edebildiğin ve böyle geniş bir düş gücüne sahip olduğun için sen iyi olmalısın ... Her şey çevremizdeki insanlarla nasıl tıka basa dolu. Bu yapışkan hayvanlar, nemli – neşeli, iyi keyifli, kurbağa parmaklı ve ciddiler! Demirbaşları yok ama sonsuz demirbaş defterleri var ... Ne yazayım? Bu adada yalnız ikimiz yaşıyoruz ve çatımızın sağlam olduğunu düşünüyorum, havadan yapılma o ... Ellerimi hep senin göğüslerinin arasına koyuyorum, bu beni sakinleştiriyor ...” (1921)
*Brecht'in bu kafası karışık dünya görüşü bir tek aşkla anlam buluyormuş gibi o zamanlar. Oysa sanatçı Brecht hiç durmadan yazmaktadır aynı zamanda. Biraz nihilist, biraz anarşist ama sürekli ...
“ ... sanat yapacağız ve sonra temiz hava soluyacağız ve kendimizden başka hiçbir şeyi dert etmeyeceğiz. Taviz vermemelisin, kışın sahip olduğun yüze bir daha sahip olacağına inanmıyorum. Her şeye büyük bakmalıyız (ama) diplomasi yapmadan ... Yalnız değilim ve buzla kaplıyım, politika, panorama ve mimik dolu olarak böylelikle iyi bir insan ya da onun gibi bir şeyim ... Tiyatro sana zevk veriyor mu? (Boşver) bunların hepsi önemsiz. Sadece biraz sıcaklık ve yemek ve sen ve insanın kendini iyi tutması ...” (Aralık 1921)
*Bugünlerde Brecht, film şirketlerini, sahneleri ve yayıncıları aralıksız zorlamaktadır. Ancak yükselen faşizm bir yandan, ekonomik çöküntü bir yandan ... Para kazanmak zor zanaat. Yine de ihtiraslıdır Brecht, iyi günlere, “iyi zamanlara” inanmaktadır. “ ... yüzeysel işleri basitçe hallet ve bunu çok fazla önemseme. Çünkü ben seni seviyorum ve kendimi önemsiyorum ... Lirik duygular içinde değilim ... sandığın gibi (ünlü olmayı) öyle sabır (içinde de) beklemiyorum. Gerçek temellere inmek için gece gündüz koşturuyorum ve çok geçmeden Berlin'i pençelerimde tutacağım ... Ama (sakın ola) kendini sanata kaptırma. Çalış ve oku. Akşamları Döblin ve Dostoyevski oku ve kendini yalnızlığa alıştır ... Belki çok geçmeden iyi zamanlar başlar. Kırlangıçlar var. Ama biz bir arada olduğumuzda her zaman iyi zamandır (değil mi?) ”
* Her şeyin kaynağı aşktır. “ ... insanın çok uzaklarda, ta Çin'de bir yarını olması ne iyi ... Bu öyle güvenli ki, ne denli uzakta olsa da, insan orda kendi evindedir ... İnsan severse tükenip gitmez ... Seni düşünüyorum, seni öyle çok seviyorum ki, hiçbir bakire kız seven bir kadın kadar temiz değildir ... yoksa dünyada temiz birisi yoktur ... (Herkese) selamlarımı söyle! Odana, yatağına, masana ... Öpüyorum seni” (1922)
* Brecht, bu sıcak itkiyle, Baal, Gece Çalan Davullar ve Kentlerin Cengelinde oyunlarını yazar. 20 Aralık 1922'de Gece Çalan Davullar prömiyer yapar.Bu oyununu fırtınalı aşkı Zoff'a ithaf eder Brecht. Artık geçen yıl Der Neue Merkür dergisinde yayınlanan ilk öyküsünden (Bargan Boşveriyor) elde ettiği başarının çok üstündedir. Ve o yıl, büyük bir başarı daha onu beklemektedir: Almanların edebiyattaki en büyük ödülü sayılan Henrich von Kleist ödülü 13 Kasım 1922'de, yani on günlük evliyken Brecht' verilir. Artık para da kazanan Brecht, büyük düşü KUPRO'yu kurar. (Kunst – Projektion G. m. b. h. / Sanat – Projeksiyon A.Ş.) adlı film şirketini ...İkinci keyfiyse 1923'te karısı Zoff'un doğurduğu kızı Hanne Marianne'dır.(Hanne, 'Hanne Hiob' adıyla ünlü bir oyuncu olacaktır sonradan.) München – Augsburger Abendzeitung gazetesi aynı günlerde Brecht'in Müncher Kammerspiele'de (yani Münih Oda Tiyatrosu'nda) birinci dramaturg ve yönetmen olarak görevlendirildiğini yazar. Yaklaşık 11 ay bu yoğun tempoyla koşan Brecht, eşi Marienne Zoff'un, Theo Lingen adlı biriyle düşüp kalktığını farkedemez. Uğruna bunca kedere katlandığı, unuttuğu pijamasını dört ay boyunca yazdığı bütün mektuplarında istediği halde göndermeyen eşinin bu durumuna karşı Brecht soğukkanlılığını koruyamaz. “ ... Sana karşı zina yüzünden boşanma davası açmam umarım seni şaşırtmaz ... Baştan sona o herifin ( T. Lingen) yanında olduğun için cehennemin dibine git.” (Ekim 1923)
*Biraz kırıkta olsa,kavga dövüş, hır gür de olsa, yuvarlana / sürüklene akar gider bu “büyük aşk”. Brecht ayrı dalda, Zoff ayrı dalda söylerler şarkılarını ama boşanmamışlardır daha. 1924 Eylül'ünde Brecht, Max Reinhardt'ın isteğiyle Deutsche Theater'de dramaturg olarak işe başlar. Gelinecek son noktadır bu aslında ve bu son, bir ilki de getirir : İkinci eş Helena Weigel'i ... Berliner Ensemble'ın tarihe geçecek olan varisini. Ancak eski ilişki artık etik değerlerini kaybetmiş Brecht – Zoff ilişkisinde bir kullanmaya dönüşmüştür. Zoff'un Weigel'i kıskanma seansları, bitmek bilmeyen para istekleri artık Brecht'i canından bezdirir. “ ... Sanki beni suçlamak ister gibisin. Ben yalnızca senin arzularını yerine getiriyorum ... elimdeki paranın nerdeyse tümünü sana verdim. Moralim bozuk olsa bile bana yönelttiğin her suçlamayı iyice düşünmelisin. Her dakika başka bir şey yapamam. Bir defa (seni tiyatroya) öneriyorum ... vazgeçiyorsun. Benim onayımı almadan sözleşmeni iptal ediyorsun ve ben Deutcshen'deki işimden oluyorum ... (Sandığın gibi) “gölün kıyısındaki güzel günler (de) ” geçirmiyorum. Beş kuruş param yok ve değil bir göl kıyısına, bir sinemaya bile gidemiyorum ... Bana bir alçak adam muamelesi yapılamaz, asla! ... Aşağılık kinayeler ve iğnelemeler içermeyen bir mektup yazamıyorsan ... bana yazma! ... Yalnızca paraya gereksinmen olduğunda ya da beni kızdırmak istediğinde yazıyorsan, o zaman da telgrafı kullan” (19 Ağustos 1925)
*Çok ilginçtir; 3 Kasım 1924'te Weigel'den bir oğlu olan Brecht ( çocuğun adı Stefan Brecht) bunun hiç sözünü etmez. Ta ki 22 Kasım 1927'de Zoff'la resmen boşanana kadar. Aynı yıl, tiyatro tarihinin en önemli eserlerinden biri sayılan “Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Çöküşü” prömiyer yapar.Brecht dediğini yapmış,Berlin'i pençelerine almıştır . 1927'de Weigel ve Brecht evlenirler. Zoff 1924'ten beri bir başkasıyla evledir zaten. Tam bu noktada yani 1927'de magazin Brecht'in izini kaybederiz. Tam tamına 19 sene ...Bence Brecht demlenmiş, güneşli iyi zamanlara,en büyük aşkına ulaşmıştır artık. Weigel'e yazdığı bir çok şiir vardır Brecht'in.Onlardan iki tanesini birleştirerek sunuyorum.
1946'ta Brecht'in adıyla anılan o ünlü operet / oyun prömiyer yapar Münih Oda Tiyatrosu'nda : “Üç Kuruşluk Opera”. Yönetmen Harry Buckwitz'dir. Magazini bitirmeden aklıma takılan bir şeyi notlamadan geçemeyeceğim: Brecht'e noel armağanı olarak Dostoyevski'nin “BUDALA” adlı romanını armağan eden Marianne Zoff , Brecht'le 22 Kasım günü boşanmış ... Ne ilginç bir rastlantı ki, ölümü de 22 Kasım (22. 11. 1984 - Viyana) Acaba diyorum, seçilen armağanla bir mesaja giden Zoff, Brecht'in gizli bir lanetine mi uğradı ne?
Ana,Kafkas Tebeşir Dairesi,Sezuan'ın İyi İnsanı,Şvayk'ın Hitler'le Tarihi Karşılaşması,Üç Kuruşluk Opera gibi tiyatro şaheserlerini bize armağan eden bir yazarın aşk mektupları ve günlüklerinde minik bir yolculuk yaptık.Şöyle diyesim var;'ot yeşerene kadar beygiri açlıktan gebertmektense' hayatın emrine girmek daha hayırlı sanki...
Brecht 14 Ağustos 1956'da,saat 23.45'te kalp krizinden ölür. Berlin'deki Dorotheen Mezarlığı'na gömülür.
Görüşleriniz için:
|
|||||