BENİM BTA‘M 2. Yazı - 28.12.2007
Hani her insanın bir dönüm noktası olurmuş ya, işte benim hayatımın dönüm noktası da BTA olacak sanırım. BTA'yla tanışmam aslında çok eskilere dayanmıyor. Geçen sezon “Sait Faik” oyunuyla başladı benim BTA hikayem. Hayrettin Hoca'nın tatlı dili ve diğer BTA oyuncularının samimiyetiyle karşılaşmaksa benim için vazgeçilmez kıldı burayı. BTA seyircisi olmak BTA oyuncusu olmak kadar büyük bir şans aslında. Çünkü oyuncuların sahneye duyduğu aşkı seyircisine oyunları yaşayarak, yaşatarak bağladıklarını ben ilk kez burada gördüm.
BTA'nın oyunlarını her ne kadar yalnızca seyircisi olsam da heyecanla bekleyişim geliyor aklıma. BTA'da olmak, her ne kadar sahnede olmasam da BTA havasını solumak çok güzel. Ama her zaman burayı geç keşfettiğim ve sezonun sonuna yetiştiğim için içimde kırıklık kaldı. Yine de bu sezon daha bir heyecanlı çarpıyor kalbim. Sanki BTA perdelerini benim için açtı bu yıl, bütün oyunlar benim için. Kaçırdığım onlarca oyunun kırıklığı kalmasın içimde diye beni şımartmak için oynuyorlar gibi... Hepsini ben izleyeyim diye oynuyorlar sanki. Üstelik bu sezonun benim için ayrı bir önemi daha var. Bu yıl ben de bir BTA oyuncusu olmak için çalışıyorum. BTA ailesinden biri olmak için…
Bibersapı Köy Kadınlarını Kalkındırma Derneği Oyuncuları birarada Biz BTA'nın bu yıl ki yaz kursiyerleri olarak Bibersapı Köy Kadınlarını Kalkındırma Derneği adlı oyunla sahneye çıkıyoruz. Provalarımız o kadar eğlenceli geçiyor ki her an bizi güldüren bir şeyler olabiliyor. Dil sürçmelerinin ve yanlış sıralanan cümlelerin doğurduğu sonuçlar başlı başına güldürü zaten. On beş dakikalık eşler, tuz yaparken biten yemekler, asılan bulaşıklar, ocakta unutulan bebekler, daha neler neler… ‘Postacı' demeye dili dönmeyince ‘bohçacı' demeler. Çekirdek yer gibi yaparken olmayan çekirdeğe dalıp repliği unutmalar. Emre abinin bunun üzerine “iki işi bir arada yapabilirsiniz çocuklar” diye dalga geçmesi ya da oyunumuzun gecikmesine “2010'a ne kaldı çocuklar” demeleri…. Onun sabrı, anlayışı, şefkatli sesi. Hayrettin Hoca'nın şaka kılığına girmiş iğneli eleştirileri bile öyle güzel ki. Prova öncesi ısınmalara ne demeli? İpek'in her hareket sonunda “o zaman yine koşalım” demesi ile bitmeyen ısınma turları. Mahmut'un tükenmek bilmeyen nefes vermeleri ve Hoca'nın onu su aygırına benzetmesi. Miray'la ısınma sırasındaki fısıldaşmalarımızı Emre abinin taklit etmesi ve ve ve… Giysilerimizle yaptığımız ilk genel provayı da unutmamız mümkün değil. Ayaklarımızda patiklerimiz, kafamızda eşarplarla tüm kızlar ortalıkta heyecanla gezerken; erkeklerin “işe camlardan başlayın” diye takılmaları tepemizi attırmıyor değildi.Sonra Mahmut'un isyan sesleri : “Niye herkes kaybettiği eşarbını benden istiyor yahu?”.
BTA Dayanışması...Bilen bilmeyene öğretir.Bilen bildiğini paylaşır. İlk selam çalışmamız da çok özeldi benim için. Oraya seyirci olarak gidip alkışı yapan benken, şimdi sahnede olup alkışların bizim için olduğunu düşünmenin verdiği heyecanı hala yaşıyorum. BTA'ya her gelişimde ilk günkünden çok daha fazla heyecan duyuyorum hala. Bu gün neler olacak acaba, yeni yeni neler öğreneceğim diye meraklanıyorum. Hayrettin Hoca'mın alaycı ama güven veren sesi bütün hafta kulaklarımda uğulduyor. BTA'nın kapısından girince tüm sıkıntılarım dışarıda kalır sonra. BTA bambaşka bir dünya gibi gelir o yüzden bana. Gerçek dünyada sonu gelmeyen sözlüler, bitmek tükenmek bilmeyen sınavlar, haftanın içi sonu demeksizin saatlerce süren derslerim var. Bazen kimin yaptığını bildiğimiz ama değiştiremediğimiz bir kuvvetin elinde gereksiz bir koşuşturma içinde sürüklenirken kendimi tanıyamaz oluyorum. Bize verilen en güzel armağan hayattayken ve o hayat bir kereyken… Korkularımdan kurtulduğum tek yer BTA.
BTA' nın, 'Küçük Kara Samed' adlı oyununun selamındaki alışkın olduğu coşku seli Hayatın bir tiyatro sahnesi olduğunu söylerler, bizlerinse kendi hayatlarımızın başrol oyuncusu olduğumuzu. Peki kaçımız bu sahnede kendimizi oynayabiliyoruz ki? İşte ben, bu yüzden BTA'da olmaktan, BTA'lılarla olmaktan mutluluk duyuyorum. Burada kendimi bulabiliyorum. Buradan biri olmak için çalışmaktan bıkmıyorum ve her kelimenin bana yeni şeyler katacağını bilerek okuyorum.Burası benim BTA'm.
Burası BTA...Sahnede piknik bile yapılır.Ama herşey birlikte yapılır. Kendi seçimimle bu zamana kadar girdiğim en doğru yolda, belki küçük ama sağlam adımlarla ilerlemeye çalışıyorum. Tiyatronun olmaması, insanın, insanlığın sonunun gelmesidir. Bu yüzden BTA'nın ve tiyatronun ölümsüzlüğüne inanıyorum. Ve işte en çok bunu söylemekten büyük keyif duyuyorum: Yaşasın tiyatro, yaşasın BTA! Not: Yazımda kullanmak için kendi arşivinden verdiği fotoğraflar için Hayrettin Hoca'ma teşekkür ederim.
Eda SARP ( BTA Kursiyeri-Bibersapı Köy Kadınlarını Kalkındırma Derneği )
Görüşleriniz için:
|
||