DENEME BİR İKİ...

6. Yazı - Haziran 2010

          

                                     Sevgili BTA’lılar,

                           ‘’Deneme bir iki deneme bir iki ses ses kontrol’’

                 İlk kez yazıyorum. İlk kez derken BTA için ilk kez yazıyorum; yoksa öncesinde çok yazdım. Ve heyecanlıyım. Sıradan bir yer için yazmıyorum. Yazımı sıradan okurların okumayacağını biliyorum. Çünkü BTA okuyucusu hayata dair üreten sorgulayan düşünen okuyucudur.  Beklentisi yüksektir. Ama hoşgörülüdür. Okuma bayramına katılan 1.sınıf  öğrencisi kadar heyecanlıyım. Umarım siz değerli BTA okuyucularının beklentilerini karşılayabilirim.

                İlk kez yazmamdan ötürü böyle bir giriş yaptım. Aslında bu ‘’deneme bir iki ‘’ girişi biz 90 çocuklarının bilinçaltına işlemiş acı bir giriştir. Biraz ‘’deneme bir iki’’nin tarihçesinden ve bilinçaltıma yaptığı travmatik izlerden bahsetmek istiyorum.
               Takdir edersiniz ki düğünlerde orta yaşlı “abi” sürekli, bir gün Sezen Aksu’nun arkasında çalacağım.’’gibi ütopik bir hayale sahip piyanist şantörlerin besmelesidir . “Deneme bir iki’’. (Ütopya:gerçekleşmesi imkansız olan hayal ürünü…Ayrıntılı bilgi için George Orwell:Hayvan Çiftliği) Aslına bakılırsa “deneme  bir iki’’piyanistin ne kadar iyi niyetli olduğunu gösterir. Düğünün sağlıklı geçmesi ve bilumum Yıldız Tilbe şarkılarının doğru şekilde çalınması için önce deneme yapılmalıdır. Buna itirazım yok ama bazı çok iyi niyetli piyanist şantörler bu deneme bir ikiyi çok uzatıyor. İki saat deneme bir iki diyen piyanist şantöre denk gelmiştim. Bu yüzden yazım gereksiz bir şekilde uzuyor. Ama elimde değil affınıza sığınıyorum. Buradan Piyanist şantörler sendikası (PİYANŞANSEN)  başkanına sesleniyorum. Fazla denemeyin. Yeni çocuklarımız sağlıklı olsun. Şairin de dediği gibi bir dünya bırakın biz çocuklara kirlenmiş olmasın deneme bir iki sesleriyle.

               ‘’Deneme bir iki’’ cümlesinin kullanıldığı bir diğer yer ise tiyatrolardır. İzleyicilere daha iyiyi sunmak isteyen BTA oyuncusu sürekli dener. Çünkü BTA oyuncusunun amacı izleyicilerine oyun sonunda etkileyici bir iz bırakmaktır. Ve bu da pek kolay bir iş değildir.. Düşünsenize hiç prova yapılmadan direk oyun için sahneye çıkıldığını. Korkunç bir tablo, yüksek adrenalin ve sonuç : hazin... Hazırlık yapmak, çalışmak çok önemlidir. Ve BTA’da görev alan bizler için yaz en ideal mevsimdir. Yaz güzeldir, biraz sıcak da olsa provada yorulmak hoştur... (Bakınız;12.000 btu’luk klimanın etki edebileceği maksimum metrekare )

              Sevgili BTA’lılar. Piyanist şantör ve prova denilince aklınıza gelen ilk şey nedir?

  “Kır düğünü’’ mü? Hayır.

   Tabii ki “YAZ”.

 (Doğru cevabı bilen değerli okuyucularımıza bir yıllık ‘’Emine S. Beder ile Bayram Lezzetleri’’ kitabını hediye ediyoruz.Yalnız sadece bayramda yapabilirsiniz bu tatlıları öyle enteresan bir kitap. Ayrıca Emine S.Beder gibi pastoral bir şaire sahip olduğumuz için şanslı saymalıyız kendimizi.)

          

             Evet yaz geldi. Peki nedir yaz? Neler ifade ediyor bizlere?

 Örneğin 9 ay  çalışan bir vatandaşımızın tatil sürecini ele alalım. 9 ayın yorgunluğunu bir haftada atmaya çalışmak ne kadar zor! Ama yurdum insanı asla zorluk dinlemez. Çünkü o Kilyos, termos ve sirke üçlemesiyle büyümüştür. İşte 9 ay çalışan bir vatandaşımızın tatil süreci.

İLK GÜN

 Kalacağı yere yerleşir. Biyomuna en yakın tekel bayiiyi bulur. Plajda AR-GE çalışması yapar ve kalan günlerde, altında 9 ayın yorgunluğunu atacağı şemsiyeyi bulur.

(Biyom:çevre,yerleşke,mahalle… Kaynakça için bkz: İnkılap Tarihi 1, Kemal Kara),             

(Ar-Ge:keşif süreci, kaynakça için bir yere bakmayınız)

2. GÜN

1.günden itibaren vatandaşımız bir arayış içine girer. Anlamsız bir şekilde çevresiyle iletişim kurmak ister. Ve bunu çok ilginç yollarla dener. Örneğin: yanında çakmağı (hatta zipposu) olmasına rağmen seçtiği kurbanının yanına ateş alma bahanesiyle yaklaşır. (Ateş alma : herhangi bir yanıcı madde alma… Bkz : Mecaz-i mürsel) Daha sonra kurbanına “Memleket neresi? Duba kaç metre?” gibi bir takım ilginç sorular sormaya başlar. Bu soruları duyan kurban derhal oradan uzaklaşır. Ve Google’a “Arif Verimli bir seansta kaç dolar alıyor?’’yazar.

 

3. GÜN

Vatandaşımız eğer yaşıtlarıyla kaynaşamıyorsa hedef değiştirir. Kaleyi içten fethetmeyi dener. Ve akranlarının çocuklarına yönelir. Çevresindeki insanları bir daha görmeyecek olmasına rağmen tatil boyunca onlarla mutlaka yakınlaşmalı, iletişim kurmalıdır çünkü.

             Bu onun için kutsal bir amaçtır ve bu amaç uğrunda verilen her mücadele önemlidir.
Çocuklarla yakınlaşmak için bildiği en etkili yöntem kumdan kale yapmaktır. Kumdan kale yapmak dünyanın en zor işidir. Zevklidir de. Ancak kendinizi fazla kaptırmamanız gerekir. Yoksa kendinizi kumdan bir feodal sistemde hükümdarlık yapan bir derebeyi olarak bulabilirsiniz. Gelin görün ki saltanatınız bir hoyrat dalgaya yenik düşecektir.

 4.GÜN

Vatandaşımız kutsal amacına ulaşamamanın vermiş olduğu hüzünle tekel bayiinin yolunu tutar. Son çaresi tekel bayidir. Son bir kez daha deneyecektir. Güzelce alışverişi yapar kasaya gelip umutla ‘İşler nasıl?’’ diye sorar. Tekel bayii oralı olmaz. “Abi 10 Tl tutuyor, bozuk olursa sevinirim.’’der. Vatandaş aldığı son darbeyle yıkılır. Anlamıştır, tatilini yapayalnız geçirecektir.

 

SON GÜN:

Tatilini 1 hafta üzerine kuran vatandaşımız, bireysel yabancılaşmanın etkisi altındaki plaj halkından tiksinip dönmeye karar vermiştir. Mağlup fakat gururludur. Çünkü plaj halkıyla iletişim için her yolu denemiştir. Eşyalarını toplar. Kaldığı yerden ayrılır. Onun için artık tatil defteri kapanmıştır.

 Ortalama ve sıradan bir vatandaş tatilini üretmeden, düşünmeden, sorgulamadan, kendine en ufak bir yatırım yapmadan sonlandırır. Tek meziyet güneşte şişe sokulan tavuklar gibi evirile çevrile yanmış olmaktır. Oysa bir kere bile aşık olunmadan, tek bir satır okunmadan, balık tutulmadan, arkadaşlarla ağız dolusu gülmeden, sarhoş olup ağlamadan ve prova yapmadan geçen bir yaz, tatil midir?

             Bence yaz;

             İlkbaharla başlayan doğanın uyanışının zirveye varışıdır. (Bu sözden sonra aklıma Nasuh Mahruki geldi.)

            Aydınlanmadır. Divan Edebiyatı’ndan Tanzimat’a geçiştir.

            Çocuğuna düşkün gariban anneye ‘’Yavrum beyaz giyseydin güneşi yansıtır” cümlesini ODTÜ fizik mezunu havasıyla söylettiren şeydir.

            İmitasyon Ray-Ban’lerin piyasayı kasıp kavurduğu mevsimdir yaz.

            Dostoyevski’lerin, Tolstoy’ların plajlarda okunduğu mevsimdir. (Plajda kitap okumanın cezası 62 Tl olmalı. Çünkü kitap okumak çok ciddi bir iştir.)

           Asi rockçı gençlerin de etkisiyle çadır satışlarının patladığı mevsimdir.

           Mutfaklarda en önemli nesnenin termos olduğu mevsimdir.

           Sabırsızlıktır. Sahneye çıkmayı özlemektir yaz.

           Son olarak yaz;

           Masum bir çocuğun elma şekerini dedesiyle paylaşmasıdır. (Son cümle için bkz:toplumcu şairler ve garip imgeleri.)

          Sevgili BTA’lılar  yazıma sabrettiğiniz için teşekkür eder, hep birlikte daha aydınlık “yaz”lar yaşamayı dilerim. BTA’dan kopmayın çünkü size ihtiyacımız var!

 

 

           Umut BURUNCUK

           BTA Kursiyeri