KARABURUN : ÖZGÜRLÜĞÜM BENİM

10.Yazı - 3 Mart 2008

           Merhaba sevgili BTA dostları;

          Karaburun’a doğru araba kullanırken, o yılan gibi kıvrılan virajlarda pek de aklı başında görünmeyen bir halet-i ruh hali içerisinde bağırıyorum: DELİ EDER İNSANI BU DÜNYA!

          Deli misin Orhan Veli? Otuz altı yaşında da ölünür mü? Ya da daha doğru bir bakış açısıyla şiirleri / dizeleri bu gün hala hepimizin dudaklarından dökülüyorsa yaşamıyor / ölmüş sayılabilir mi Orhan Veli?

         Arabanın içinde bir sağa bir sola yuvarlanıyorum. Şiirler okuyorum Atilla İlhan’dan, Hasan Hüseyin’den, Orhan Veli’den…

 

 

         İnsan yirmi beş senedir gördüğü güzellikleri ilk kez görüyormuş gibi sevinebilir mi? Hiç bitmeyen bir aşkla dağına taşına, denizinin rengine tutkun soluyabilir mi havasını? Zeytin ağaçlarının yanında uzayıp giden patikalarına, mor çiçekler arasında boyunlarını uzatmış gururlu sarı beyaz papatyalarına kendini bu kadar yakın hissedebilir mi?

          İnsan yaşamak için bu denli aç gözlü, gözü doymaz olabilir mi? Ben böyleyim işte. Çocukken ayakta binermişim bisiklete, annem anlatır. Alnım o günlerden kalma yara izleriyle doludur. Bu gün de sanki ayakta sürüyorum arabamı. Sanki bedenimin bir kısmı denizin üzerinden uçarak yaklaşıyor Karaburun’a.

          Martın ilk günlerindeyiz 2008 yılının. Bahar gelmiş bile, uyumayın. Uyandırın kendi kendinizi. Ağaçlar çiçeğe durmuşlar. “ I’m out” ibaresini koyup msn’nize, atın kendinizi dışarı. Ağaçlar çiçek açmışlar diyorum size beyaz, pembe, şarap rengi, kırmızı… Çiçek açamayanlar yeşil yeşil filizler sürmüşler dallarından. Kış günlerinin soğukluğunu unutturmak istercesine sımsıcak gülümsüyor güneş gökyüzünde ve ben zıp zıp zıplıyorum. Mazur görün beni. Kim daha kaç bahar göreceğini biliyor değil mi?

         Karaburun’dayım. İlk gençliğimden beri yeryüzündeki cennetim olan bu yerlere geldiğimde bir haller oluyor bana. Bitkilerle ve hayvanlarla konuşuyorum. Aleksandr’ı tanırsınız; benim kara, vefasız, obur köpeğim. Onunla sohbet ediyorum her gün. Ona değişik mamalar hazırlamak ve yerken seyretmek çok hoşuma gidiyor.

         Siz böyle bir deniz rengini başka nerede görebilirsiniz? Deniz turkuaz rengi. Oltama takılan balıkları daha o gece mideme indiriyorum. Karagözler, isparozlar, gopezler hepsi de çıtır çıtır, daha tazesi yok.

         Hadi biraz da tiyatrodan, sanatın o en güzel dalından ve tabi ki BTA’dan söz edelim. O arada tiyatro deyince salt BTA’yı anlıyorum sanmayın. Bilen bilir, ben İzmir sahnelerinde sergilenen oyunların hemen hepsini izlerim sezonda – kaçırdıklarım da olur tabi, başka önceliklerimden dolayı- ama şehrimizde tiyatro adına ne yapılıyorsa bilmek, takip etmek isterim.

 

         Biliyorsunuz, İzmir Devlet Tiyatrosu sezonda üç beş farklı oyun yapıyor, Ankara ve İstanbul’daki gibi zengin değil repertuar. Oradaki seyirci kitlesi de farklı İzmir’den. Ankara’da iki hafta önceden tükeniyor biletler, bizde ise o günkü oyuna o gün bilet bulma ihtimaliniz muhtemel. İzmir’de bir de sahne sorunumuz var malum. Duydunuz mu, yeni bir haber: Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi satılığa çıkarılmış. Düşünsenize DT- İzmir’in topu topu iki sahnesi var ve birinin mülkü kendinin bile değilmiş. Sahibi Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyormuş ve bina için 1.800.000 dolar istiyormuş. Yaklaşık 2 trilyon 200 milyar. Pamuk eller cebe sevgili BTA sevenler, alıverelim şu sahneyi.

        Genç öğrencilerimiz için SBS sorusu: BTA 51 koltuktan oluşan bir sahne olarak, hiç harcamadan bilet satsak (bilet fiyatlarımız 5 YTL’dir) kaç bilet satmamız ve kaç oyun oynamamız gerekiyor Ragıp Haykır’ı satın almak için? ( Yanıt bir sonraki köşe yazımda)

         Hadi SBS yorgunları, hesaplayıverin, bakın şık da koymadım, siz oluşturun.

         Şimdi ÖSS’ciler: ayda yaklaşık 1.200 YTL kazanan 657’ye tabi devlet memuru Sevil Öğretmeniniz hiç harcamasa, hiç gezmese, bir kuruşuna bile dokunmadan aldığını biriktirse, rahmetli Aysel Gürel’in yaşına geldiğinde (Sevil Öğretmenin yaşı, Aysel Gürel’in yaşının tahmini ½’sidir.) Ragıp Haykır’ın satış bedelinin yüzde kaçını biriktirmiş olur? Bu biriktirdiklerini Yağmur’a bıraktığında Yağmur’un kızının kızı bu sahnede büyük büyük babası Hayrettin Filiz’in oyunlarını izleme şansı bulabilir mi? Bir çocuk kaç para eder? Bakın sorunun karışıklığı benim de hafızamı karıştırdı.

         Evet sevgili gençler, soruları okudunuz. Siz ne dersiniz bu duruma? Şimdi duyar gibi oluyorum Hoca kızsa da “Şaka gibi abi yaa” diyorsunuz. Eee! Nasreddin Hoca misali Hayreddin Hoja’nın büyük sahnesinin kokusunu aldınız, gülersiniz tabi.

         Peki biz BTA Sahnesi’ni nasıl büyütebiliriz? Bazı klastrofobik dostlarımız oyun sonrası o tatlı söyleşilerimizde bizleri ve yaptığımız çalışmaların kalitesini göklere çıkarttıktan sonra sahnemizin küçüklüğünden dem vuruyorlar. Sezonda en az 15-20 çalışma yapılmış ve sunulmuşken, bunların birkaçını lütfen izleyip sonra da daha büyük, daha konforlu bir sahne istemek kolay. BTA’yı desteklemek ne demek? BTA çalışmalarını tüketmek demek; (Haa bir de Hayrettin Hoca’ya etli yaprak sarması yapmak demek)

           BTA’nın oyunlarından başka gelir kaynağı yoktur. BTA’nın sponsoru yoktur. BTA bu güne dek hiçbir kurum veya kuruluştan nakdi yardım almamış ve hiçbir markanın pankartı önünde oynamamıştır. Ha bunu yapmak o kadar da kötü bir şey midir? Bana sorarsanız hayır. Bu Hayrettin Filiz’in seçimidir. Oysa benim düşünceme göre idealleri bizimkilere benzer kurum veya kuruluşlarla işbirliği yapmamızın bir sakıncası yoktur. Ancak Hayrettin Filiz’i tanırsınız. Hoş ama boş Tv dizilerine senaryo yazmak fikri onda nasıl tiksinti uyandırıyorsa, birilerinin yapmak istediği tiyatroya müdahale etme ihtimali de onu o denli sinirlendirmeye yetiyor. O, Topal Osman’ı tarihin derinliklerinden çıkarmak, Sabahattin Ali’yi, Bedri Rahmi’yi, Sait Faik’i ve daha nice değerlerimizi siz gençlere tanıtmak; Zoşçenko, Steinbeck, J. London… okumanın zevkine varabilmeniz için dünya değerlerini sizlerle tanıştırmak istiyor.

Sabahattin Ali'yi yazarken...

         Güzel Türkçemizi darmadağın eden, su gibi akıp giden dilimize yakışmayan zavallı tabirleriyle ağzınıza dolanan Tv dizilerinin yıkıcı etkilerinden sizleri korumak, kollamak istiyor. İçi boş, kafası boş kahramanlar yaratarak sizleri peşinden sürükleyen populist Tv dizilerine adını yazdırmak istemiyor.

         "Oha oluyorsunuzdur belki de siz tüm bunlara. Böyk geliyordur bu idealizmden ve arıza mısın be abi diye de soruyorsunuzdur içinizden?"

         Ama National Geographic / Discovery Channel seyredip Köy Enstitüleri’ni hatim eden bir adamdan söz ediyoruz biz burada. İnternet üzerinden bulduğu orijinal el yazılı Tonguç kitabına ‘Kaşıkçı Elması’ muamelesi yapan bir adamdan söz ediyoruz.

         Ne çok çok paralar kazanabilme ihtimalinin çekiciliği ne de beyaz ekranların büyüsü sayesinde tüm Türkiye’de tanınabilme ihtimali etkileyebiliyor onu. O, “Yeşil Bornova” adlı yerel gazetede haber olmayı daha çok önemsiyor. Yetiştirip yetiştirip üniversitelere gönderdiği çocuklarının dolu ve mutlu insanlar olmasıyla gururlanıyor ve BTA’nın birlikte üretilen ve paylaşılan bir yer olduğunun en büyük kanıtı olan BTA burslarını önemsiyor. BTA burslarının daha fazla çocuğa ulaşmasını önemsiyor. Evet, bunu kimse bilmez. BTA’nın üniversiteyi kazanan öğrencilerine burs verdiğini biliyor muydunuz? 51 kişilik o mütevazi sahnesiyle 8 yıldır dimdik ayakta duran ve her gün bir kişi bir kişi çoğalan BTA büyük büyük kurumlarla yarışıyor. Sessiz sedasız kime kimseye duyurmadan kaç yıldır yetiştirdiği öğrencileri maddi olarak da desteklemenin hazzını yaşıyor. Hayrettin Hoca bunun sözünü etmekten hoşlanmaz. Çünkü bu öyle böbürlenilecek bir şey değildir ona göre, olağan bir şeydir. BTA’lı Sevil Abla olarak ben de açıkça belirtmeliyim ki; küçücükten ilkokul sıralarından bize gelen, BTA’da büyüyen çocuklarımızın üniversiteli olması beni de gururlandırıyor. Onları ülkemizin geleceğinde söz sahibi insanlar olarak göreceğimiz fikri beni rahatlatıyor. O zaman o kadar da korkmuyorum gelecekten. Kafalarımızın içini karartmaya çalışanlara ancak birlikte güzel şeyler üreterek ve paylaşarak karşı koyabiliriz.

         O arada ben de kendi ideallerimin peşindeyim: BTA’yı uluslar arası boyutlara taşımak. Sitemize İngilizce bölümler koyarak başlangıç yapıyoruz çalışmalarımıza. Bir de AB Projesi hazırlıyoruz. Ekibimizi kurduk. Yabancı dil bilen üniversiteli öğrencilerimizden oluşuyor bu ekip ve tabi bir de Emre Öğretmenimizden.

         Bu yaz sürprizlere hazır olun BTA’yla ilgili. Burada bu gün her şeyi borçlu olduğumuz sevgili Ata’mızı saygıyla, sevgiyle anıp onun en çok sevdiğim sözüyle bitirmek istiyorum yazımı. “Tek bir şeye ihtiyacımız var : çalışkan olmak!”

         Birlikte güzel günlere!

 

Sevil Filiz

E-mail : almejasvivas@hotmail.com - bta@btasahnesi.net