MERHABA 28.04.2006
Uzun zamandır ayrı kaldık. Çok yoğunduk sitemizin güncellenmesi gecikti. Sizlere yeniden “merhaba” diyebildiğim için çok mutluyum. Üstelik bu yazımı 23 Nisan tatili sebebiyle geldiğim Karaburun'da yazdığım için daha da mutluyum. Nasılsınız? Umarım herkesin hayatı olmasını istediği gibidir. Allah'a şükürler olsun ki benimki öyle. Yani tam istediğim gibi. Arkamda sessiz mağrur bir dağ var iki yanım zeytin ağaçları, önümde ise turkuaz rengi bir deniz, canım Ege Denizi. Ben nasıl şiir yazmam, nasıl bağıra bağıra şarkı söyleyerek koşmam kekikler katır tırnakları arasında, ben nasıl konuşmam kedilerle köpeklerle kelebeklerle. Narin bir dağ lalesinin başını çevirip bana gülümsediğine yemin edebilirim. Yalnızım. Herkesi herşeyi bırakıp kaçtım. Geceleri puhu kuşlarının sesi geliyor, gün içinde dost görünen doğa gece biraz ürkütücü. Üç adım ötedeki çalının arkasında bir tilki yada yaban domuzu beni gözetliyor olabilir. Karaburun'dan, beynimi duygularımı harekete geçiren bahar sarhoşluklarından biraz daha söz edersem yazım BTA üst kurulu tarafından sansürlenebilir. ( Özgür İnsan Özgür Basın! Coşum hakkımız engellenemez! Bu köşe benim istersem Nisan Şiirleriyle doldurabilirim! … (Makas sesi) ) Sevgili BTA dostları. 17 Nisan 2006'da Enstitü Bayramı'nda “Güneşli Günlere Dair” adlı oyunumuz prömiyer yaptı. Köy enstitüleri anlayışına yürekten inanan BTA, Köy Enstitülerinin 66. kuruluş yıldönümünde Köy Enstitülü öğretmen ve öğrencileri saygıyla andı. Geçtiğimiz yıl sahnelenen “Yıldızlara Bakmak” oyunundan sonra bu yıl da “Güneşli Günlere Dair” oyunumuzla, çocuklarımıza gençlerimize enstitülerin hikayesini bilmeyen herkese bir dönemin eğitim öğretim mucizesine imzalarını atan insanları anlattık. Şimdi ise bizler okullarımızda ki bıçaklama yaralama gibi şiddet olayları ile şaşkına dönmüş kendi kendimize soruyoruz; “Bu gençlere neler oluyor böyle? Biz nerde hata yaptık?” Bir, hep bir ağızdan türkü söyleyerek çalışan üreten çocukları gençleri onlara inanmış öğretmenlerini düşünün bir de bugün ne öğrencilerinin ne de öğretmenlerinin can güvenliklerinin bile olmadığı okulları düşünün. Biz nerde hata yaptık diye soralım kendimize, en çokta anne babalar ve eğitimciler olarak bizler soralım. Önce kendi kapımızın önüne bakmalı, orayı temizlemeliyiz. “Ben tek başına ne yapabilirim ki? Düzen böyle” dememeliyiz. Çağdaş insan olmanın gereklerinden birini yerine getirip bize dayatılanlara “Hayır ben sizin gibi düşünmüyorum” deme hakkımızı kullanmalıyız. Tezlerin anti tezlerini üretmeli karşı çıktığımız uygulamaların yerine alternatifler sunabilmeliyiz. En uzun mesafeli yolculukların bile atılan ilk adımla başladığını unutmamalıyız. İşte bu ahval ve şerait içinde BTA, tarihi sorumluluğunun bilincindedir. Hayat zaten acı biraz da gülelim diyerek Bulvar komedileri yapmıyoruz, yapamıyoruz. Her şeyi bilen herkese parmak sallayan insanları tiyatrodan soğutan oyunlar yapmıyoruz. Gişe uğruna popülist oyunlarla yola çıkarak kolaycılığa da kaçmıyoruz. Zor olanı yapıyoruz. Hayrettin Hoca'nın didik didik incelediği kaynaklardan, araştırmalardan, dinlediği yüzlerce müzikten, okuduğu tüm kitaplardan süzülüp gelen damıtılan oyunlar izliyorsunuz. Hiçbirisi bir çırpıda ortaya çıkmadı. Hayrettin Hoca ülkemizde yayınlanan Enstitüleri anlatan bütün kitapları okudu, inceledi, notlar aldı. (Oyunun çalışmaları esnasında tüm oyuncular bu arşivi incelediler ve okudular. ) Birebir o insanlarla görüştüler. Oyun müzikleri çok titiz çalışmalar sonunda tablo tablo tespit edildi. Oyunda elbette görev alan tüm BTA'lılar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştılar ancak bana göre oyunda “İsmet İnönü” karakterine hayat veren Serkan Satlık, BTA'nın parlayan yıldızı oldu. Üstelik tipoloji olarak İnönüye hiç benzememesine, boyu çok uzun olmasına rağmen. Serkan'ın sesini ve vücudunu ustaca kullanması tipolojisindeki uyumsuzluğu yok etti. Oyunculuk gücü ve heyecanı ile sahnede İnönüyü gördüm – sadece biraz daha iri ve uzun boylusunu – Ayrıca diada bu kez yeni bir isim Didem vardı. Didem Ege Ün. Diş hekimliğinde okuyor. Aramıza hoş geldin Didem. “Güneşli Günlere Dair” özenle hazırlanmış slaytlar ile zenginleştirilmiş ve biraz da belgesel oyun havasına bürünmüştü ancak, slayt dağılımı konusunda yönetmenle hemfikir değilim. Ben olsam oyunun sonuna bırakılan slaytların bir çoğunu tablo aralarına dağıtırdım. Hareketsiz slaytların hareket sanatı olan tiyatronun önüne geçmesini engellerdim böylece. Evet sevgili dostlar! BTA yüksek sezona birbirinden güzel oyunlarla ve büyük bir enerjiyle girdi. Karaburun'a sadece tatil için kaçmadığımı, BTA'lılara daha konforlu ve organik bir tatil sunmak için harıl harıl çalıştığımı da araya sıkıştırmak istiyorum.
Sevil Filiz Karaburun'dan bildiriyor. - Kayısı, şeftali, elma, limon ve kiraz ağaçları çiçek açtılar. - Nar ağacını mutfak camının altına, Hanımellerini de ön balkona saracak şekilde diktim. - 2 adet kırmızı gül açtı, nasıl havalılar görmelisiniz. - Beyaz ve pembe sardunyalar patlamışlar. - Organik tarım çalışmalarım son hız devam ediyor. Sebze fidelerim formda ancak Alexander Duma nanelerin üzerine yatıyor. ( Alexander Duma adı “Alex” olan ancak çok lezzetli mamalar ile beslediğimden kendini benim köpeğim sanan kapkara şipşirin bi şey. ) Cinsini sormayın çoban köpeği kırması ama çok iri benim kadar var. - Dün balıkta işler pek iyi gitmedi ama kocaman bir ahtopot yakaladım. - Bir sır = Ben Karaburun'un Cimbomlu olduğundan şüpheleniyorum. Her taraf öbek öbek sarı papatyalar ve kol kola girmiş kırmızı gelinciklerle dolu.
Yaşamayı seviyorum Hepinizi çok seviyorum. Dostlukla kalın,
|
||