HAYAT AKARKEN YAKALA 02.10.2006
İçinizde bir çocuk zıp zıp zıplarken alışveriş torbalarını açıp her şeyi yerli yerine yerleştirmek nasıl bir duygudur biliyor musunuz? Okunacak binlerce kitap varken gömlek yakalarını sıkıca ütülemek, denizi özlemişken bankada sıra beklemek, dünyanın bir ucuna uçmak isterken yerleri kapıları silmek. Yok ev işlerini küçümsediğimden değil. Elbette her biri hayatımızın bir parçası. Temizlik, düzen, ütülü giysiler çağdaş yaşamın gerektirdiği şeyler; ancak Yaşam ne kadar kısa ve yapılabilecek güzel şeyler ne kadar çok. Diyebilirsiniz şimdi – beni iyi tanıyanlar- cam silmek vakit kaybı da ya balık tutmak? Saatlerce olta atmak, iğnenin ucuna takılacak balığı beklemek. Sonra uyumak en az sekiz saat. Ya televizyon? Ne çok vakit kaybediyoruz. Ne çok çarçur ediyoruz en değerli servetimiz zamanı. Düşünün bir kere; acı şeyler çabucak çıkıyor da dudaklarımızdan güzel sözlerimizde ne denli cimriyiz? Yarın olsun da gün ola hayır ola. Bana dolu dolu yaşarken bile bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi geliyor hep. Bir çeşit sapkınlık mı bu doyumsuzluk mu açgözlülük mü? Özendiğim oluyor bazen hayatı dingin sakin yaşayan insanlara. Bir de kendime bakıyorum sonra. Hayır ben bunu beceremem. Becermek istemiyorum. Uzak ülkeler çekiyor beni, işini iyi yapan insanlara bayılıyorum. Oynak bir müzik çalıyorsa biryerlerde kendimi oynarken buluyorum. Anneyim. Kocaman bir kızım var ama kendimi çoğu kez onunla yaşıtıymışım gibi didişirken buluyorum. Yıllardır içimdeki çocuğu büyütemedim. Zır zır ağlayan, zıp zıp zıplayan, uçuk düşleri olan garip bir çocuk. Sizin de böyle hissettiğiniz anlar oluyor mu? Gökyüzünün lacivertliğine bakıp bakıp aklınızı kaçırmaktan korktuğunuz anlar, sabahlara kadar yazmak, sabahlara kadar okumak istediğiniz anlar. Oluyor deyin de rahatlayayım ben de. Bazen çok güçlüyüm her şeyi halledebilirim, her sorunu çözebilirim mükemmelim diye düşünüyorum. Etkisiz eleman oluyorum bazen. Dünyada insanlar ölüyor açlıktan, savaşlardan, doğal afetlerden. Nokta kadar küçülüyorum. Ben ne yapıyorum diye sorguluyorum kendimi yaşadığım dünyayı güzelleştirmek, insan saygınlığını çoğaltmak için. Gidip geliyorum kendi içimde dibe – yüzeye – en tepeye – dibe – yüzeye – en tepeye. “Hadi bugün iyi insan ol Sevil” diyorum kendi kendime. Arkadaşlarına yardım et, en olumsuz öğrencinin bile saçını oksa, seni özleyenlere telefon et, gevrekçiye hatır sor, Kilonu bildiğin halde uyduruk tartısında tartıl benli amcanın. Hadi iyi insan ol bugün. Televizyonu hiç açma. Komşularını ziyaret et, kızına en sevdiği yemeği pişir ve özlediğin şiirlerini oku sevdiğin şairlerin. Hadi insan ol bugün. Empati yap empati yap ve en çok kızdığın insanı bile affetmeye hazır ol! “Hayır” diyor içimdeki başka bir ses . ‘ Peygamber değilim ben. İnandığımı söylerim! Yanlışlarını yüzlerine haykırmazsak gemi azıya alır bu insanlar. Ezerler seni! Yanlışın karşısında susmak yanlışa ortak olmak değil mi? ‘ İyi de ya senin yanlışların? Kusursuz musun? Kusurlarınla övünüp duran sen değil misin? Fütursuz değil misin çoğu kez haykırırken yanlışları. Kibirli değil misin sahip oldukların hakkında? Ayrıntı delisi, estetik takıntılı değil misin? Süreçten çok sonuçcu değil misin? Sen Sevil Filiz, vicdanlı insan daha kırk fırın ekmek yemelisin! Sevgili insanlar, sevgili dostlar. Bir iç hesaplaşmayı paylaştım bugün sizlerle. Yüreğimi ters yüz etmek, en azından birkaç özel insana onu apaçık göstermeyi çok isterdim. Ama zaman! Ah şu bizde en çok ama en az olan şey. “Hayat gailesi” derler ya işte öyle. Bir de bakmışız aylar geçmiş oturup bir çay içememişiz o çok sevdiğimiz kişiyle, kişilerle. Bazen telefon bazense mesajlarla geçiştirmişiz haber alma ihtiyacımızı. Yazımı okuyun ve biter bitmez özlediğiniz birine telefon edin ve onunla bir görüşme ayarlayın – yüzyüze -. Dost sohbetlerinin tadı hiçbirşeyde yoktur unutmayın! Sevgilerimle; Sevil Filiz
|
||