İZMİRLİ OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

            

        Pazar sabahları İzmir'in ne kadar güzel olduğunu, İzmir sokaklarının nasıl huzur dolu, sakin ve yaşama sevinciyle dolu olduğunu biliyor musunuz?

        Saat 08.30. İzmir uyuyor. Benim güzel masum şehrim uyuyor. Alsancak'ın en işlek yerinde arabama park yeri bulabiliyorum. Bilet kesecek İzelman görevlisi bile yok. İçimde neşeli kıpır kıpır bir müziğin notalarını duyabiliyorum. Sonra ‘Deli eder insanı bu dünya' ... Orhan Veli kulağıma fısıldıyor sanki.

 

 

            Ege Denizi'nin kokusunu içime çekerken kendimi Tanrı'nın yeryüzünde kayırdığı biri olarak görüyorum. İzmirliyim. İzmir'de yaşıyorum.

            Alsancak'ın en eski, en güzel mekanlarından birine sürüklüyor ayaklarım beni. Reyhan'a. Paraya kıyıp kahvaltımı burada yapıyorum. Kendimi şımartıyorum bugün. Yaşadığım için, sağlıklı olduğum için, sevdiğim insanlar hayatta olduğu için, sabah serininde gazetemi okurken huzurla kahvaltı edebildiğim için şükür ediyorum Allah'a. Allahım şükürler olsun sana.

            Sevinecek ne çok şey var. Ararsak ne çok şey var üzülecek. Akıl almaz güzel, adaletsiz, baş döndürücü, nankör, gelip geçici ve baştan çıkaran bir dünya. Savaşlar sürerken, insanlar ölürken, kazalar, hastalıklar, çaresizlikler, yoksulluklar içinde bile güzellikleri ayırt edebilen bizim gönlümüz, gözlerimiz değil mi? Bizler değil miyiz biraz daha yaşamak için yalvaran Allah'a?

            Bugün biraz deli atıyor kalbim yine. Derin derin nefes alıyorum. Sanki bugün Azrail'le randevum varmışta o da bana canımı bağışlamış gibi inanmayarak bakıyorum etrafıma. Bulutları bir şeylere benzeterek, kuşların ne konuştuğunu anlamaya çalışarak adımlıyorum sokakları.Hava gerçekten nefis. Bulunmaz bir kış günü. Gemiler çok hoşuma gidiyor. Kendimi tarifsiz şanslı hissediyorum. Elimi nereye uzatsam çiçeğe duracak sanki.

            ‘Tiyatro hayattır' diyoruz ya; işte hayat dışarıda. Çingene çiçekçi kadın taptaze çiçeklerini büyük beyaz saksılara yerleştiriyor. Karaburun'un simgesi nergisler, şeker pembesi karanfiller, bordo rengi çevaralar ve çilli liliyumların kokusu ne güzel. Genç bir temizlik görevlisi İzmirli olmanın gevşek kaygısızlığıyla yolları süpürüyor. Gül Sokak'a doğru yürüyorum. Yoksulluğun olmadığı, insanların en şık giysileriyle arz-ı endam eylediği, parfüm kokan sokaklar bomboş. Büyük bir Alsancak turu yapıyorum. Sevinç Pastanesi'nin önü canlanmaya başlamış. Genç kızlar delikanlılar ellerinde dersane kitaplarıyla dolaşıyorlar; öyle acımasız bir düzenin içindeler ki acıyorum onlara. Sabah kahvemi Gündoğdu'da içmek istiyorum. Orta kahvem biraz ballı geldi ama olsun bugün mutluyum, hoş görebilirim. Hayat hem kısa hem de müthiş bir serüvense başrol benim kime ne?

            Ah benim şu içmeden sarhoş hallerim, yollarda şiir ezberlemelerim. Sonra hiç tanımadığım insanları sevmelerim. Ah benim hem evcimenliğim, yaşadığı şehre tutkunluğum hem de hep gider yanım; başka şehirler, başka tecrübelersiz yapamamalarım. Seviyorum kendimi. Kendini sevmezsen sevemiyorsun hiçbir şeyi.

            BTA'dan ne haber dediğinizi duyar gibi oluyorum. Benimki de iyi vallaha! Tiyatro sitesinde köşe kap, sonra tiyatroyu unut. Kuşlar böcekler lay lay lom! Böyle mi düşünüyorsunuz? Aşk olsun. Tiyatro hayattır demedik mi? Tiyatro oyunları insandan uzağa düştü mü yavanlaşır, inanırlılığını yitirir tabi. İşte ben de öyleyim. Hayatın her yönüyle beni ilgilendirdiğini anlatıyorum sizlere. Umarım sizlerden uzağa düşmüyorumdur yazdıklarımla.

            BTA bu sene en çok “ Ölü” oyunu ile mutlu etti beni.Ölü'nün kadrosu müthişti.Uçuk kaçık bir oyun.Hayrettin Hoca'nın zeki esprileriyle ve kadrosunun parlayan yıldızlarıyla ‘Ölü' amatör bir çocuk oyunundan epey ilerideydi.Gördüğüm kadarıyla büyükler de çok haz aldılar bu oyundan.Sevil Abla'dan kocaman bir AFERİN Ölü gurubuna.Gelecek vaat eden yeni oyuncular keşfediyor BTA.Çok gençler ama gözlerinde tiyatro yangını başlamış bile.

            ‘ Mevlana'! BTA 2 çalışması.Her geçen yıl biraz daha tecrübe kazanan BTA 2'liler,BTA 1'li abi ve ablalarını aratmıyorlar ve profesyonelliğe amatör ruhun heyecanını kaybetmeden yaklaşıyorlar.Sahne tutuşları,ses ve vücut kullanımları,tartımları iyi.Farklı tiyatral tekniklerin denendiği ‘Mevlana' oyununun oyuncuları,oldukça yüksek performans gerektiren rollerinin hakkını veriyorlar.İzlemediyseniz son gösterimlerini kaçırmayın derim.

            Bayıldığım bir kurgusu olan “Komik Bir Hastane Öyküsü” ve bizden, Kurtuluş Savaşımızdan yaşanmış bir olayı anlatan “Elma Ağacı” sezonun gösterimde olan diğer oyunları. ‘Elma Ağacı' kadrosuna yeni katılan, ancak grubuyla hemen kaynaşan Melike Saygel'e de BTA ailesine hoş geldin demek istiyorum. Melike, BTA'nın halkla ilişkiler müdüresi olmaya aday kıpır kıpır, üretken ve yaratıcı bir genç kız. Elma Ağacı kadrosu BTA çocuk tiyatrosundan yetişip gençlik tiyatrosuna adım atan öğrencilerimizin rol aldığı, öyküsüyle içimizi ısıtan, zengin kostümleriyle de göze hitap eden bir oyun.

            Evet, sezonun bomba haberi: “Nuh” yeniden geliyor. Askerliğini Diyarbakır'da tamamlayıp aramıza dönen BTA'nın oyuncu ve yönetmeni, diş hekimi Emre İpor, ısrarlarıma dayanamayarak Nuh'u bir kez daha oynamak için hazırlanıyor. BTA'nın yoğunluğundan dolayı geç saatlere kadar süren Nuh provalarının çok iyi gittiğini haber alıyoruz. Oyunun orijinal yorumunun değiştirilmediği, ancak üniversiteli olan Orçun'un ve üniversiteli adayı Sinem ve Senem'in yerine Barış ve Simge'nin görev aldıklarını biliyoruz.Bu yıl üniversiteli olarak tekrar aramıza katılan Selin'i sahnede görmeyi özlemiş olmalısınız benim gibi. Semih ve Atıl ile birlikte Selin de Nuh kadrosunda . Nuh'u mutlaka izleyin, benim gibi bir daha, bir daha izlemek isteyeceksiniz. Yorgun ve karmaşık bir günün akşamında çok iyi geliyor.

            Ve “Joaquin Murieta'nın İhtişam ve Ölümü”. BTA'mızın iddialı çalışmalarından biri. Bir Türkiye prömiyeri. Ve bir ilk. BTA'mız ilk kez Hayrettin Hoca'nın oyunlarından başka bir yazarın oyununu sahneye koyuyor. Pablo Neruda'nın yazdığı ve ülkemizde daha önce sahnelenmeyen bu oyun ilk kez BTA sahnesinde. Ancak sizi şimdiden uyarmak zorundayım. Oyundan çıkarken okkalı bir tokat yemiş gibi hissederseniz sakın şaşırmayın. ‘Sokaktaki adam' dediğimiz orta düzey tiyatro izleyicisine hitap etmeyen bu oyun, oldukça yüksek bir entellektüel düzey, sınıf bilinci ve şiir bilgisi/sevgisi gerektiriyor. Ya da oyunumuza gelmeden önce Şili'den, Birleşik Devletler'e altın aramaya, bir düşün peşinde giden insanlara ait araştırma yapın. Altına hücum! Bu söz size neyi hatırlatıyor?

            Joaquin Murieta bize yepyeni oyuncular kazandırdı. Zaten ‘BTA Yetişkinler ‘gurubunda ‘Pygmalion'da birlikte çalıştığımız, benimde rol arkadaşlarım olan Yeşim ve Hüseyin. BTA'nın iki genç yüzü.İki sıkı BTA'lı. Sahnede, “bizim kendimizi ifade etme yerimiz burası” diyen iki insan. Tabii ben Yeşim Hoca'yı çok daha öncelerden, sendikada çalıştığımız “At” oyunundan beri tanıyorum. Edebiyat öğretmeni... Öğrencileriyle arkadaş gibi olan Yeşim,sanırım BTA'da kendini iyi hissediyor.

            BTA üretmek ve paylaşmak isteyen herkese açık, unutmayın. Belki sizinle de bir gün BTA'da buluşuruz, kim bilir?

 

Sevgiler...

 

Sevil Filiz