YAŞAMAK İÇİN DÜŞLEMEK GEREK

13.08.2007

Merhaba

Çok uzun zamandır yoktum. Bu süre içerisinde iyi kötü neler yaşadım dönem dönem yine paylaşacağım sizlerle ancak, en sondan başlamak istiyorum bugün.

26 Haziranda Londra'ya uçtum. İngiltere ve İskoçya'yı 20 gün boyunca gezdim ve yorgunluğumu atmak için Karaburun'a koştum. Benim yaz evim, huzur bahçem burası.Yurt dışı anılarımı sonraki yazılarımda anlatacağım.

Okumaya öylesine acıkmışım ki açlıktan gözü dönmüş insanlar gibi saldırdım kitaplara. Balığa bile çıkmadım kaç gündür. Biraz önce Yunanistanlı kadın yazar Alki Zei'nin "Aşilin Nişanlısı" adlı romanını bitirdim. 13 dile çevrilen ‘Petros'un Savaşı'nı yıllar önce okumuştum ve çok etkilenmiştim. Bu yıl Hayrettin Hoca bu romanı oyunlaştırmaya karar verince diğer tüm çalışmalarda olduğu gibi yazarın bütün eserleri incelenmek üzere ortaya döküldü. Ben de Alki Zei'nin ilk romanı olan "Aşilin Nişanlısı" nı okumak istedim. Biliyor musunuz benim bir yazarın bir eserini okuyunca diğer bütün eserlerini de bulup ard arda okumak gibi bir alışkanlığım var. Geçen yıl Fakir Baykurt ve Jack London'ın hakkında yazılanlar, yazdıkları ve biyografileri de dahil olmak üzere bulabildiğim bütün kitaplarını okumuştum. Fakir Baykurt'u çocukluğumdan beri çok severim ve onu okumak bana su içmek gibi gelmiştir hep. Sıkı bir Hemingway hayranı olarak Jack London'ın da Ernest Hemingway'den pek aşağı kalır yanı olmadığını görmüştüm. (Macera dolu hayatları itibariyle.)

 

"Aşilin Nişanlısı", 1987'de ilk kez Atina'da basıldıktan tam 10 yıl sonra ülkemizde 1997'de İletişim Yayınları tarafından basılmış. Kriton Dinçmen Yunancadan çevirmiş. Kitapla ilgili fikirlerimi merak ediyorsanız kitabın bilinç akımı denen tarza yakın bir tarzla yazılmış olması bu tarzı sevmeyen bir okuyucu olarak beni biraz yordu. Anlatımını da öyle sular seller gibi akıcı ve bir solukta okunuverecek gibi sürükleyici bulmadım. Ancak bunun yazardan mı yoksa çevirmenden mi kaynaklandığını bilmek imkansız. (Yunanca biliyorsanız orijinalden okuyup bana bildirin :) lütfen.)

 

Kitabın baş kahramanı olan Eleni (Dafni)'nin yazarın bizzat kendisi olduğunu anlamak için çok zeki olmak gerekmiyor. Çünkü Alki Zei' de tıpkı Eleni gibi ülkesi Yunanistan'dan kaçıyor ve o zamanın SSCB'de siyasi mülteci olarak yaşıyor. Daha sonra ülkesine dönüyor ancak bu defa da 1967 yılındaki "Albaylar Darbesi" nedeniyle ülkesinden ayrılmak ve Paris'te yaşamak zorunda kalıyor. Bu yıllar içerisinde Eleni'nin yirmili yaşlarından kırklı yaşlarına gelene dek yaşadığı fiziksel ve duygusal değişimleri anlatıyor kitap. Eleni sorguluyor ve kendini yeniden keşfediyor.

 

Yunanistan'da yaşananlara çok benzer olayların o yıllarda Türkiye'de de yaşandığını bildiğimizden çok da uzak değiliz kitabın anlattığı dönem ve karakterlere. Onların isimleri Matuna, Evgeni, Panos; bizimkilerin Mehmet, Deniz, Ayşe. Düşler daha güzel daha adaletli ve barış dolu bir dünya için ancak gerçekler; işkenceler, sürgünler, ölümler ve hayal kırıklıkları olarak çıkıyor karşılarına.Yaşamak için düşlemek gerek diye düşünüyorum,siz ne dersiniz? Çağdaş bir Yunan yazar tanımak isteyenlere tavsiye ederim ancak okumadıysanız önce "Aşilin Nişanlısı"nı okuyun, sonra "Petros'un Savaşı"nı.

Bu yılın büyük projelerinden birisi de Sabahattin Ali'nin biyografisi olduğu için Karaburun'a çantalar dolusu Sabahattin Ali kitabıyla geldik. Tabi yazdıkları ve onun hakkında yazılan bütün kitaplar ile. Bana birisi Sabahattin Ali dese ona hemen "İçimizdeki Şeytan" ve "Kuyucaklı Yusuf" derdim. Ancak yıllar önce okuduğum "Kürk Mantolu Madonna" kitabını hiç hatırlayamadım. Ama bu romanı benden önce Yağmur kaptığı için ben de öykü kitaplarını okudum sırayla. Yeni Dünya, Sırça Köşk, Kağnı, Ses, Esirler kitaplarını okudum Sabahattin Ali'nin. Yağmur'la ikimiz harıl harıl Sabahattin Ali okurken Hayrettin Hoca'dan harika bir biyografi oyunu daha geldi. Her tarafa yayılmış kitapları içinde Hayrettin Hoca'nın odasına çay ve su götürmek dışında pek girmedik.

Her yıl ulusal bir değeri sahneye taşımayı, gençlere ve çocuklara tanıtmayı hedefleyen Hayrettin Hoca bu yıl da yıllara dayanan birikimlerini bizimle paylaşmak için günlerce çalıştı ve Sabahattin Ali'nin biyografisi çıktı ortaya. Onu ilk kez dinleyen şanslılar biz olduk yine. / Yağmur ve ben.

Geçtiğimiz yıllarda ;

Orhan Veli Kanık, Sait Faik Abasıyanık, Cahit Sıtkı Tarancı, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nda olduğu gibi. Hayrettin Hoca yıllarca okuyacak araştıracak biriktirecek ve biz birkaç saatlik oyunu izleyerek tüketivereceğiz hepsini öyle mi? "Yo hayır! Öyle olmuyor işte. Gelecekle ilgili hala umudumuz var ise o da gençlerde." Ne zaman BTA'da "Orhan Veli" oyununu izlediler televizyonları kapatıp kitapçılara, kütüphanelere koştular, fizik kitaplarının satır aralarına "deli eder insanı bu dünya..." yazdılar, Bedri Rahmi' de "Yaşadın Şahidiz" dediler, erik ağaçları oldular. Emre abilerinin bestesi dilden dile dolaştı sokaklarda, okul koridorlarında / önde zeytin ağaçları arkasında yar. Yar yar seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar/ Selin'in o yumuşacık sesi hala kulaklarımızda.

11 Mayıs'ın sadece Mayıs'ın herhangi bir günü olmadığını, büyük usta Sait Faik' in ölüm yıldönümü olduğunu öğrendiler. Sinağrit balığını, denizin kokusunu ve o küçük Fransız kasabasını... Bir taş fırlattılar denize büyük ustayı anarak / kiraz mevsiminin para kazanmak değil sevişme vakti olduğunu bağırdılar meydanlarda / Ah Sait ah !

Cahit Sıtkı'nın yaş otuzbeşten ibaret olmadığını ancak elli yaşını bile göremeden aramızdan ayrıldığını öğrendiler. Hele Orhan Veli'nin otuz altı yıllık kısacık ömrüne ne güzellikler sığdırdığını görünce sevindiler, düşündüler ve ulusal şiir tarihimize adını dönemler değiştirerek yazdıran bu ustanın önünde saygıyla eğilerek MSN'de bile olsa birer Orhan Veli şiiri okudular sevgililerine.

İlginç olan bir nokta daha var çocuklar bütün bu yazarlar şairler en az bir yabancı dili çok iyi biliyorlarmış. (Yabancı dil öğretmeni olarak izin verin de bunu araya sıkıştırıvereyim.) Yalan da değil Sabahattin Ali de çok iyi Almanca biliyormuş. Bedri Rahmi'nin dizelerini hatırlatayım mı size? "En azından üç dil bileceksin / En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin..."

Siz küfretmeyin de dil öğrenmeye, her şeyi öğrenmeye, merak etmeye ve okumaya devam edin yine. Ben de yazarlar ve aşklar üzerine okumaya gidiyorum. Benim için okunacak çok çok kitap, keşfedilecek çok çok şehir ve merak edilecek öyle çok şey var ki ben de şairin yaptığı gibi soruyorum Allah'a.

‘Saksılarda hep aynı karanfiller açıyor Tanrım

Niçin biz bir defa doğuyoruz ?'

Hoşçakalın.

Sevil Filiz

E-mail : sevilfiliz@hotmail.com - bta@btasahnesi.net